Sinirbilim ile ilgili her şey burada→

Aleksitimi Ve Aleksitimiye Nörofizyolojik Bakış

Sifneos tarafından literatüre kazandırılan Yunanca kökenli aleksitimi kavramı, “duygular için söz yokluğu” anlamına gelir. Başlangıçta psikosomatik hastalarda görülen belirtileri açıklamak için ortaya atılmışsa da, güncel çalışmalar aleksitiminin madde kötüye kullanım bozukluğu, somatoform bozukluk, depresyon, kaygı bozuklukları (özellikle travma sonrası stres bozukluğu ve obsesif kompulsif bozukluk) gibi birçok farklı psikiyatrik bozuklukla sıklıkla birlikte görülebileceğini ortaya koymaktadır. Günümüzde normal dağılım gösteren bir kişilik özelliği olarak kabul gören aleksitimi, iki kutuplu değil süreklilik arz eden bir kavram olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda, farklı patolojik gruplarda olduğu gibi, sağlıklı popülasyonda da aleksitimik özelliklerin görüldüğü çeşitli araştırmalarla ortaya konmuştur.


Kişiliğin sağlık üzerindeki etkisini anlamak için “potansiyel bir paradigma” olarak ortaya çıkan aleksitimi kavramıyla, günümüzde bilişsel ve duygusal kısıtlılıklar, diğer medikal, psikiyatrik, psikosomatik, psikososyal, kültürel ya da durumsal değişkenler arasında çeşitli ilişkiler kurulması ve bu sayede aleksitiminin yenilikçi klinik gelişmeler için itici bir güç olması amaçlanmıştır. Aleksitimi araştırmaları da aleksitiminin farklı popülasyonlardaki yaygınlığından, diğer bozukluklarla olan ilişkisine; nörofizyolojik boyutundan, tedavi sonuçlarının uzun süreli etkisini yordama üzerindeki fonksiyonuna kadar birçok farklı yönde ilerlemiştir. Ancak Lesser tarafından 30 yıl önce ileri sürüldüğü gibi, aleksitimi kavramının var olan yapı ve tanılardan ayrılması ve gerek kuramsal gerekse ölçümsel anlamda güvenirlik ve geçerliğine yönelik soru işaretlerinin ortadan kalkması için günümüzde hala birçok araştırmaya ihtiyaç olduğu görülmektedir.


Yenilikçi klinik gelişmelerde yararlanılabilecek bir kavram olarak ortaya çıkmış fakat zamanla sınırları muğlaklaşmış olan bu kavram, oldukça geniş bir alana yayılmış araştırma sonuçlarının derlenmesini ve böylece kavram üzerinde süre giden tartışmaların günümüzde ne noktada olduğunun belirlenmesini gerekli kılmıştır.
İlgili araştırmalar taranarak hazırlanan bu çalışmada, aleksitimi kavramının özelliklerinin ortaya konması; kuramsal temellerinin nörofizyolojik, psikanalitik, bilişsel, sosyokültürel ve güncel yaklaşımlar çerçevesinde değerlendirilmesi; birlikte görüldüğü diğer bozukluklar, ölçümü, ölçüme ve kavrama yönelik eleştiriler anlamında incelenmesi amaçlanmıştır.

 

Nörofizyolojik Bakış


Nörofizyolojik yaklaşımı benimseyen uzmanlar, aleksitiminin beyin yarım küreleri arasındaki kopukluk sonucu ortaya çıkan bir durum olduğunu ileri sürmüşlerdir. Onlara göre, aleksitimi, limbik sistemden neokortekse gitmek için harekete geçen duyusal uyaranların bloke edilmesi sonucu, bilinçli duygusal yaşantılara dönüşememesiyle oluşan arıza olarak tarif edilir.
Lane ve arkadaşları ise yaptıkları deneysel bir araştırmada, beynin ön kabuğunun duyguları işleme ve bunlara tepki verme sürecinde önemli bir işleve sahip olduğunu tespit etmişlerdir. Bu açıdan bakıldığında aleksitimi beynin ön kabuğunda meydana gelen bir işlev bozukluğu olarak tarif edilmektedir. Aynı zamanda, Taylor ile Burgess ve Simpson aleksitimik bireylerde uzmanlaşmanın sol yarım küre üzerinde yoğunlaştığını tespit etmişlerdir. Bunun da aleksitimik bireylerde gözlenen hayal yaşantısında kısıtlılık, katı düşünce yapısı, bedensel yakınmalar ve panik bozukluk gibi durumları açıkladığını ileri sürmüşlerdir.
Son yıllarda da nörobiyolojik çalışmalardan birçok önemli veri elde edilmiştir. Bu verilerin sonuçları karmaşık ve zaman zaman yetersiz olsa da, duygusal uyarımdan sorumlu serebral yapıların anatomisi ve fonksiyonuyla ilgili daha net bir resmin ortaya çıkmasına katkıda bulunmuştur. Örneğin, Damasio “afaziyi, düşünceyi oluşturan sözel olmayan zihinsel temsillerin, dili oluşturan sembollere ve gramatik organizasyonlara dönüştürülememesi” olarak tanımlamıştır. O halde, aleksitimik bireylerin, limbik-neokortikal bağlantıdaki sorun sebebiyle, duygularını uygun düşünceler ile bağlantılandıramadıkları, bunun yerine duygularıyla hiçbir şekilde ilişkisi olmayan sayısız detay barındıran bir dil kullandıkları ileri sürülebilir. Bu bağlamda da aleksitimi, “duyguların afazisi” olarak tanımlanabilir.
Moriguchi ve arkadaşları da aleksitiminin medial prefrontal korteksteki hipoaktiviteyle ilişkili olduğunu saptamıştır. Bu bağlamda zihinselleştirmedeki kısıtlılığın, ötekinin perspektifinden bakma gibi yüksek bilişsel becerilerdeki bozulma ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Bu kavram, aynı zamanda, bilişsel işlemlemede düzensizliğe ve sıkıntı veren duyguları düzenlemek ve hafifletmekte de neokortikal bir başarısızlığa işaret etmektedir.
Bu bağlamda, aleksitiminin belirgin özelliklerinin bilişsel işlemleme ve duyguların düzenlenmesindeki eksiklikten kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu düşünce aleksitiminin duygu düzenlemesinde işlevsel olmayan stillerle, düşük duygusal zeka ile çift yönlü hemisferler arası transfer kusuru ile, ve azalan REM yoğunluğu ile ilişkili olduğunu gösteren araştırmalarla destek-lenmiştir.


Von Rad da aleksitimiyi, nesne ilişkileri kuramından hareketle açıklamaya çalışmıştır. Ona göre, aleksitimi ayrılma-birleşme sürecindeki aksamaya bağlı olarak, öz temsil ve kimlik duygusunun eksik gelişmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Krystal ise çocuğun duygusal iletişim kapasitesinin gelişmesinin, tamamen ailenin kurduğu ilişkilerle, çocuğun duygusal yaşantısını tanıyıp, geliştirip, zenginleştirmesine bağlı olduğunu savunmuştur. Krystal, bu noktada aleksitimik özellikleri, erken çocuklukta yaşanan ve gelişimi engelleyici yıkıcı olay ve ilişkilere bağlamaktadır.
Freud’un, daha sonra Lacan tarafından da işlenen, “aktüel-nevroz teorisi” ve “güncel bağlanma teorisinden” hareketle, aleksitiminin, ben ve öteki arasında kurulan ilişkide meydana gelen temsili bir başarısızlık sonucu ortaya çıktığı düşünülmüştür. Buna göre, uyarılma deneyimleri, dil ve söylem aracılığıyla ele alınmamış; sonuç olarak bu deneyimler, anlaşılmamış ve başkalarıyla paylaşılmamıştır.

 

Alıntı

Şaşıoğlu, M., Gülol, Ç., Tosun, A. (2013). Aleksitimi kavramı the concept of alexithymia. Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar-Current Approaches in Psychiatry. 5(4):507-527

Bilgehan Dede
Adnan Menderes Üniversitesinde diş hekimliği fakültesinde 3. Sınıftadır. Sinirbilimin ağırlıklı olarak patolojik ve psikolojik kısmına ilgi duymaktadır. Hayat felsefesi "üretim" üzerinedir. Hedefi ağız diş ve çene cerrahı olmaktır. Evrimsel biyoloji ve kuantum fiziği özel ilgi alanıdır.