Sinirbilim ile ilgili her şey burada→

Amiloid Seviyeleri ve Uyku Kalitesi Arasındaki İlişki

Beynimiz birçok kompleks yapıyı barındıran işleyen bir mekanizmadır. Bu mekanizmayı anlamak fonksiyonel anatomiyi ve nöropsikiyatrik durumlarla ilişkili patolojileri anlamamız için çok önemlidir. Yapılan son araştırmalara göre insanlarda ve hayvanlarda, kısa süreli uyku yoksunluğunun, beynimizin yaşlanmasına ve Alzheimer hastalığına neden olan bir peptid olan amiloid-β düzeylerini değiştirebileceğine dair kanıtlar bulunmaktadır. Araştırmacılar, düşük kaliteli uykuya sahip sağlıklı bireylerin yıllar sonra beyinlerinde amiloid-β birikimine sahip olma olasılığının yüksek olduğunu saptamışlardır. Araştırmacılar uykunun mevcut ve gelecekteki amiloid-β seviyelerinin bir göstergesi olabileceğini söylüyorlar, ancak zayıf uykunun amiloid-β birikimine mi yoksa tam tersine mi neden olduğu henüz netliğe kavuşmuş değil.

Ksenia  Kastanenka ve grubu, Alzheimer hastalığının fare modelinde uykunun iyileştirilmesinin, hayvanların yavaş dalga uykusunun genellikle hastalığı olan kişilerde olduğu gibi bozulduğunu göstererek hastalığın ilerlemesini durdurduğunu gösterdi. Elde edilen sonuçlar, “uyku ritmi bozulmalarının hastalığın ilerlemesinin bir eseri olmadığı, aslında bir neden değilse de aslında aktif katkıda bulunanlar” olasılığını artırıyor ve bu uyku önlemlerini kullanma ihtimaline işaret ediyor. Ayrıca bu durum Alzheimer hastalığı için de bir biyobelirteç görevi görüyor. Sinirbilimci Kastanenka, “Geleneksel olarak, uyku bozuklukları Alzheimer hastalığının bir belirtisi olarak kabul edildi” görüşünü benimsiyor.
Joseph Winer ve meslektaşları, uykunun beynin zaman içinde nasıl değiştiğini tahmin edip edemeyeceğiyle ilgileniyorlardı. Araştırmacılar, uyku çalışmalarından altı ay sonra gerçekleşen temel PET taramalarında, 32 katılımcının 20’sinde halihazırda bir miktar amiloid-β birikimi olduğunu buldular. Bu da ortalama yaşlarına göre beklenmedik bir durum değildi. Ayrıca, hem uyku derinliğinin bir göstergesi olan yavaş dalga uykusunun hem de uyku verimliliğinin, yani yatakta geçirilen zamana kıyasla uyku süresinin, birkaç yıl sonraki amiloid değişim oranını öngördüğünü gördüler. Başka bir deyişle, daha düşük seviyelerde yavaş dalga uykusu ve uyku verimliliği olan kişilerin daha hızlı amiloid birikimine sahip olma olasılığı daha yüksekti.

Lucey, “PET üzerindeki amiloid birikimi, amiloid negatif ve amiloid pozitif bireylerde ve hatta amiloid pozitif bireylerde farklı oranlarda artar” diye açıklıyor. “Katılımcıların başlangıç ​​amiloid [seviyeleri] için ayarlama yapmadan, bazı katılımcıların uykudan bağımsız olarak diğerlerine kıyasla amiloid artışına sahip olma olasılığının daha yüksek olup olmayacağını bilmiyoruz.” diye ekliyor. Çalışmada belirlenen ekibin uyku ölçümleri amiloid seviyeleri ile ilgili olduğundan, uyku kalitesinin amiloid birikimi üzerindeki etkisini gerçekten ayırmak için ve bunun tersi, ellili yaşlarından başlayarak insanları incelemek gerekir. David Holtzman, bu çalışmanın “harika bir başlangıç” olduğunu söylüyor. Çalışmanın başında bir deneğin beyninde bulunan amiloid birikimi miktarını kontrol etmenin yanı sıra, bulguların daha fazla sayıda insanda ortaya çıkıp çıkmadığını ve genetik faktörlerin oynadığı rolü görmek de önemli olacaktır. Holtzman, “Yolun sonundaki en önemli soru fikri bir çeşit tedavi paradigmasında test etmektir” diyor. Ayrıca “Uyku kalitesini iyileştirmek veya yavaş dalga uykusunu artırmak için bir şeyler yapabilir ve ardından bunun klinik olarak Alzheimer hastalığının başlangıcını gerçekten yavaşlatıp yavaşlatmadığını belirleyebilirsiniz.” diye ekliyor.

Günümüzde uyku ve amiloid birikimi arasındaki bağlantı hakkında hala cevaplanmamış sorular bulunuyor olsa da bu konudaki çalışmalar devam etmektedir.

Kaynakça:

J.R. Winer et al., “Sleep disturbance forecasts β-amyloid accumulation across subsequent years,” Current Biologydoi:10.1016/j.cub.2020.08.017, 2020.

Gülay VURAL
Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi 1.sınıf öğrencisi. Sinirbilimin Nöropsikoloji ve Davranış Sinirbilimi alanıyla yakından ilgilenmektedir. Felsefe ve Psikoloji özel ilgi alanıdır. Yaşamı keşfetme ve anlama arzusuna sahip olmak hayat felsefesidir. İnsanları durağan ve değişmez değil sürekli hareket ve değişim halinde olmaya teşvik etmek istemektedir. Hedefi akademisyen olmaktır.