Sinirbilim ile ilgili her şey burada→

Aşk Tutkusu Bir Bağımlılık Bozukluğu Mudur?

Patolojik bir durum (bağımlılık) ile doğal, zevkli bir durumu ilişkilendirmek için herhangi bir meşru neden var mıdır? Yazarlar, şairler ve şarkıcılar düzenli olarak aşkı acı verici bir bağımlılık olarak sunmakta, bazı aşıklar kendilerini “Adsız Seks ve Aşk Bağımlıları” (SLAA) gibi gruplara katıldıkları için bağımlı olarak görmektedirler. Tutkuyla aşık olan biri, sadece nefis zevki değil, aynı zamanda hayatının en önemli hedefi haline gelen diğer kişiye duyulan çaresiz özlemi de deneyimlemektedir.

İlk olarak “aşk tutkusu” ile “aşk bağımlılığı” arasında ayrım yapmak önemlidir. Aşk tutkusu, insanlar için evrensel ve gerekli bir durum, sevilen bireye karşı önemli bir motivasyon ve dolayısıyla kaçınılmaz bir arzu olarak ifade edilebilir. Aşk bağımlılığı ise zorunlu bir ihtiyaç ve özlemin ötesinde, olumsuz sonuçlarının bilgisine rağmen, peşinde koşarken ciddi sıkıntıya yol açan sorunlu bir aşk ilişkileri modeli ile karakterize edilir. Bu nedenle, tutkulu aşkın bağımlılık yapıcı boyutunu neyin oluşturduğunu açıkça tanımlamak uygun olacaktır. Sunulan çalışmada; birinin klinik ve psikolojik yönlerini anlamak, diğerine içgörü sağlayabilir düşüncesiyle yola çıkarak  “aşk tutkusu”, “uyuşturucu bağımlılığı” ve patolojik kumar (PG) gibi “davranışsal bağımlılık” ile ilgili mevcut veriler karşılaştırılmıştır. Ayrıca bir aşk nesnesine bağlanma mekanizmalarında oksitosinerjik ve kortikotropik yolakların rolünün araştırılması ve bu nesneye duyulan ihtiyaç, bu yolların bağımlılıktaki rolünün daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacaktır.

Romantik Aşk Epidemiyolojisi

Jankowiak ve Fisher gibi antropologlar tutkulu aşkın tarih boyunca ve tüm kültürlerde var olduğunu göstermiştir. Bu durum tipik olarak yaşam boyu 3-5 kez ortaya çıkmakta ve birkaç haftadan birkaç yıla kadar sürmektedir. Tersine çevrilebilirliği ve onu başka bir aşk nesnesiyle yeniden deneyimleme olasılığı, uyuşturucu bağımlılığından olan farklılıklarıdır. Aşk tutkusunu, yaygın obsesif yönleri olmasa da aşk durumunun özelliklerini koruyan uzun süreli bir bağlanma izleyebilir.

“Aşk Bağımlılığı” Epidemiyolojisi

“Aşk bağımlılığı” epidemiyolojisi hakkında yayınlanmış herhangi bir veri bilindiği kadarıyla bulunmamaktadır. Epidemiyolojik araştırmalar, doğrulanmış, operasyonel bir tanım olmasa da; Amerika Birleşik Devletleri’nde, seks bağımlılıkları konusunda uzmanlaşmış birkaç bağlantılı arkadaş grubu da dahil olmak üzere, binden fazla SLAA grubu bulunmaktadır. Bununla birlikte, grup hesaplarına göre, çoğu erkek aşk bağımlılığından ziyade cinsel bağımlılık için katılmakta, oysa çoğu kadın genellikle aşk (ilişki) bağımlılığı için bu gruplarla ilgilenmektedirler.

Bir Tutku Olarak Aşk

Aşk durumu, üç seviyeli beyin fonksiyonunu içeren şu unsurları içerir: duyumlar, duygular ve bilişler. Aşık çılgınlık genellikle cinsel zevkle başlar. Tekrarlanan cinsel ilişki, her bireyin “aşırı” zevk ve bu aşırılık için kontrolsüz bir arzu yaşamasına izin verir. İstisnai olarak algılanan zevk, ilkel bir ilgi merkezi haline gelir. İştahsızlık ve uykusuzluk ile de ilişkilidir.

Sevilenin Yokluğu ve Madde Yoksunluğu

Sevilen kişinin yokluğu, özellikle de belirsizliği, olumsuz ruh hali (sinirlilik, anksiyete, depresyon, öfke), acı ve boşluk hissi, uyku bozukluğu ve arayışla bilişsel meşguliyet gibi madde yoksunluğunun semptomlarına benzer nöropsikolojik belirtilere sahiptir.

Bir Bağımlılık Olarak Aşk

Normal bir tutkudan bağımlılığa geçiş zorlukla algılanabilir çünkü bağımlılık ve sevilen kişiye duyulan ihtiyaç aşk tutkusunda mevcuttur. Bağımlılık; arzunun zorlayıcı bir ihtiyaç haline geldiği, acı çekmenin zevkin yerini aldığı, olumsuz sonuçların (aşağılama ve utanç dahil) bilinmesine rağmen kişinin ilişkide ısrar ettiği aşama olarak tanımlanabilir.

Tutkulu Aşk ve Bağımlılık Arasındaki Nörobiyolojik Bağlantılar

Cinsel ve sevgi dolu davranışlara aracılık eden nörobiyolojik mekanizmalar, madde bağımlılığı ile karşılaştırılabilir. Dopamin, oksitosin (OT) ve vazopressin gibi davranışsal bağımlılıkla ilişkilendirilen nörokimyasal sistemlerin önemli rol oynadığı görülmektedir. Oksitosinerjik ve dopaminerjik sistemleri modüle eden kortikotropin sistemi gibi GABA ve glutamat, noradrenalin ve serotonin, opioid ve kanabinoid gibi diğer nörotransmiter sistemleri de bu fenomende rol oynar.

Cinsel Eylemlerin Nörobiyolojik İlişkileri ve Aşkın Dopamine Etkisi

Arzu ve cinsel ilişki hormonları arasında testosteron, luliberin, opioidler, oksitosin ve dopamin bulunur. Şematik olarak, testosteron cinsel istek hormonu, orgazm sırasında endorfin salınımını tetikleyen luliberin ve sosyal bağlanma hormonları olarak oksitosin ve vazopressin olarak düşünülebilir. Bu hormonların her biri, dopaminerjik yolları harekete geçirir, böylece ödül, haz, hafızada kodlanması ve tekrar etme arzusu beklentisini güçlendirir.

Bağımlılık ve Tutkuyla İlgili Diğer Nörotransmiter Yolları

Uyuşturucu bağımlılığında olduğu gibi, noradrenerjik yollar cinsel istek, uyanış, dikkat ve hafızayla ilişkilendirilir. Benzer şekilde oksitosinojenik ve serotoninerjik yollar arasında da önemli etkileşimler vardır. Serotonin tükenmesinin, tutkulu sevginin başlangıcında Obsesif-Kompulsif Bozukluklardan muzdarip hastalarınkine yaklaşan seviyelerde gerçekleştiği bilinmektedir.

Nörogörüntüleme Verileri

Cinsel istek, orgazm ve aşk ilişkilerine dair son nörogörüntüleme verileri, ilgili beyin mekanizmalarının ve sinir devrelerinin madde bağımlılığı ile ilgili olanlara benzer olduğunu göstermektedir. Küresel olarak, tüm madde bağımlılığında (alkol, opioidler, kokain, kenevir, tütün), ventral tegmental alanda, ventral striatumda (nukleus accumbens) ve anterior singulat kortekste (ACC), orbitofrontal (OFC) ve prefrontal bölgede hiperaktivasyon mevcuttur. Kokaine bağımlı hastalarda kokainle ilişkili uyaranlarla aktive edilen aynı frontal bölgeler ve ventral striatum, cinsel içerikli videolar izleyen normal kişilerde de aktive olur. Bu çalışmalar, uyuşturucuya bağlı aşermeyi doğal dürtü durumlarıyla ilişkilendirir ve bağımlılık yapan ilaçların hayatta kalmayı sağlamak için evrimleşen endojen ödül devrelerini kaçırdığı fikrini gösterir. Dahası beynin ödül devresi, farkındalık dışında sunulan uyuşturucuya ve cinsel ipuçlarına yanıt verir. Başka bir davranışsal bağımlılık olan patolojik kumardaki mevcut verileri karşılaştırmak ilginçtir: ventral tegmental orbitofrontal korteksin katılımı, yüksek riskli durumlarda tutarlı bir fronto-talamik artış ve düşük riskli durumlarda azalma; kazandıktan sonra ventral striatal ve posterior singulat aktivitesinde bir artış görülmektedir. Bazı sonuçlar, çevrimiçi oyun bağımlılığında da oldukça benzerdir.

SONUÇLAR

Hayvan çalışmaları ve sınırlı insan araştırmaları, “aşk bağımlılığına” aracılık eden beyin mekanizmalarının madde bağımlılığı ile ilgili olanlara benzer olduğunu göstermektedir. Şu anda, bilimsel kanıtlar “aşk bağımlılığını” herhangi bir resmi teşhis terminolojisine yerleştirmek için veya bunu, çok çeşitli profesyoneller tarafından kullanılacak olan davranışsal bir bağımlılık veya dürtü kontrol bozukluğu olarak kesin bir şekilde sınıflandırmak için yetersizdir. Bu tür rahatsızlıkları olan kişileri yanlış anlama ve “aşırı ilaç verme” riski vardır.

 

Kaynakça

Reynaud, M., Karila, L., Blecha, L., & Benyamina, A. (2010). Is love passion an addictive disorder?. The American Journal of Drug and Alcohol Abuse36(5), 261-267.

mugesengul
Ege Üniversitesi Psikoloji Bölümü 3. sınıf öğrencisi olan Müge Şengül, Bilişsel Nöropsikoloji alanına ilgi duyuyor. Sinir Bilim Topluluğu kapsamında, araştırdığı, öğrendiği konuları aktarmayı ve okuyucunun sinir bilime olan merakını artırmayı hedefliyor.