Sinirbilim ile ilgili her şey burada→

Ayna ayna, söyle bana, var mı benim gibisi bu dünyada?

Bazen çevremizde kendimiz gibi birini bulmakta zorlandığımızı hissederiz. Arayışımızın ölçeğini arttırıp yaşadığımız ülkede, yaşadığımız kıtada, yaşadığımız gezegende ve hatta yaşadığımız evrende böyle bir şey aradığınızı düşünün. Kulağa ne kadar imkansız geliyor.

Bütün bunları düşünmenizi ve bunun olasılığını gözden geçirmenizi sağlayan şey ise yaklaşık bir buçuk kiloluk bir et yığını, beynimiz. Yaklaşık 100 milyar nöronu barındıran beynimizin içindeki her bir nöron, ortalama 1000 – 10000 arasında nöronla bağlantılıdır. Bu iletişim ağının muazzamlığını şöyle hayal edin: nöronlar arasında oluşabilecek kombinasyonların sayısının evrendeki tüm partiküllerin sayısından fazla olduğu tahmin edilmektedir… Peki bu akıl almaz derecede büyük evrende, yani zihnimizin içinde bize benzeyen birini nasıl bulacağız?

Aslında bu sorunun cevabını Giovanni Rizzolatti ve ekip arkadaşları buldu bile. “Ayna nöronlar” beynin ön frontal lobunda bulunur ve bir hareketi ‘özellikle’ yapmak istediğimizde aktifleşirler. Örneğin topu kaleye yollayıp gol atmak için topa vurduğumuzda ayna nöronlar aktifleşir. Fakat işin ilginç kısmı, topa vuran siz olmasanız bile gol atıldığını gördüğünüz zaman bu ayna nöronların bir kısmı yine aktifleşir.  Vücudunuzda harekete geçen herhangi bir sinir veya kas kümesi olmadan beyninizin sanki golü atan sizmişsiniz gibi algılayabilmesi, bunun beynin başka bir bakış açısına adapte olabilmesi ve taklit edebilmesi ile ilgilidir.

Bir başkasının bakış açısına adapte olabilmek ve onu taklit etmek sahiden bu kadar önemli midir? Vilayanur Ramachandran’a göre DNA’nın keşfedilmesinden bile daha önemlidir. Gelin bu buluşun üzerine inşa edilen veya ayna nöronlarla ilişkilendirilen teorilere bir bakalım;

  • Ayna nöronlar hemen hepimizde bulunur. Fizyolojik bir sebebi yoksa empati kurmamızın önünde hiçbir engel yoktur. Ayna nöronlar bizim empati kurabilmemizi sağlar. Bu sebeple psikopatların ayna nöronlarının hasarlı veya gelişmemiş olabileceği söylenir.
  • Otizmin sebebi bu nöronların işlevini yerine getirememesi olabilir. Otizmin temel tanı kriterleri ve ayna nöronların işlevleri birebir örtüşmektedir.
  • Ayna nöronlar medeniyetlerin gelişmesini inanılmaz derecede hızlandırılmıştır. Evrimsel süreçte yaklaşık 160 bin yıl önce ortaya çıktığı tahmin edilen bu sinir hücreleri, insanlığın öncekinden çok daha kolay ve etkili bir şekilde gelişmesini sağladı.
  • Dilin gelişimi ayna nöronlarla ilişkilidir çünkü dil ancak taklit edilerek öğrenilir ve taklit ayna nöronların işidir.
  •  Ayna nöronlar doğumdan 24 saat sonra aktifleşir ve yaklaşık 12. ayda gelişiminin büyük kısmını tamamlar. Bu süreçte bebekte görülen sosyal gülümseme gibi gelişim aşamaları ayna nöronların marifetidir. Gelişimin ilerleyen aşamalarında taklit ederek öğrenme de ayna nöronlarla mümkündür.
  • Çete davranışları ve sürü psikolojisi gibi olguların altında yatan sebebin ayna nöronlar olması muhtemeldir.
  • Geleceği görmek, zihin okumak, telapati kurmak gibi parapsikolojik durumlar ayna nöronlar ile bilimsel temele oturtulmaya çalışılır.

Sinemaya gidip bir korku filmi seansına gittiğinizi ve bir sahnede filmin baş rolündeki kişinin sağ eline bir bıçak saplandığını hayal edin. Özellikle filme kendinizi kaptırdıysanız sağ elinizi istemsizce kendinize doğru çekme refleksi göstermeniz muhtemel. Derinizdeki reseptörler bu acının gerçek olmadığı konusunda beyninizi bilgilendirdiği için aklınız karışmaz ama o bıçak sizin elinize saplanmış gibi hissedebilirsiniz. Sadece siz değil, sinema salonundaki herkes, farklı boyutlarda bunu hisseder. Bir salon dolusu insan sizin ne hissettiğinizi o an gayet iyi anlar. Yani aslında anlaşılmak, kendimize benzer birini bulmak o kadar da zor değildir. En başa dönecek olursak kendiniz gibi birini aramanıza gerek yok. Çünkü siz zaten herkes gibisiniz ve herkeste sizden bir parça var.

Kaynakça:
Ramachandran, V. (2012) Zihnimiz üzerine. Erişim adresi : https://www.youtube.com/watch?v=iQJkKUzg14Y