Sinirbilim ile ilgili her şey burada→

Beynin Toplumdaki Yansımaları

Sosyolog Edanur Alpaslan, Onur Küçükakça
Geçmişten günümüze beynin işlevlerini anlamak, çeşitli hastalıklar ile ilişkilendirmek bilinç, bilinçaltı, benlik, zihin… gibi günümüzde dahi açıklaması zor olan kavramları anlamak adına birçok alan kendi çerçevesinde fikirler belirtmiş ve bu fikirler ile meraklarını gidermeyi amaçlamıştır. Beyni anlamak adına çıkılan bu yolculukta bugün varılan noktada beyni anlamak isteyen disiplinlerin ‘kendi çerçevelerinin’ dışında işbirliği sayesinde beyni anlamanın daha doğru olacağı görülmüş ve başında ‘nöro’ kelimesi olan birçok alan beyni anlamak ve anlatmak isteyenlerin yardımına koşmuştur. Bu alanlara örnek olarak nörohukuk, nöroetik, nörofelsefe, nörokuantoloji, nöroekonomi… örnek verilebilir.
Zira bu yazımızda ele alacağımız toplum nedir, toplum kavramının oluşması için önemli bir görevi olan sosyal insan kavramının beyinle ilişkisi nedir, homo cinsinde toplum ve işbirliğinin homo sapienste zirveye ulaşmasının sebebi nedir ve toplumsal süreçlerin beraberinde ortaya çıkaran dil, ahlak… gibi kavramlar nasıl kazanılır gibi sorulara yanıt aramak adına sosyoloji ve tıpın iki ayrı çerçevede ‘beyni’ anlamak yerine ortak paydada buluşturulması amaçlanmıştır. Öncelikle bahsetmemiz gereken ‘toplum nedir ve toplum nasıl oluşmuştur’ konusu, ardından toplumun oluşum süreci ve toplum tarafından ortaya çıkarılan kavramların beyinle ilişkisini ele alacağız.

İnsanoğlu yeryüzünde var olduğu ilk zamandan itibaren “toplum” olma süreci de oluşmaya başlamıştır. Toplum, birden fazla insanın bir araya gelerek oluşturdukları küme şeklinde de ifade edilebilir. Bu bir araya gelişin sebepleri birden farklı şekilde karşımıza çıkabilmektedir. Toplumun temelinde birey vardır. İnsan, diğer bir ifadeyle birey; sosyal bir varlıktır. Toplumlar da bireyin bu noktada sosyalleşme, kimlik inşa etme, kişilik kazanma ve gelişme süreçlerini içerisinde barındırmaktadır. Toplumlar belirli bir coğrafyada yaşayan ve ortak bir kültür etrafında toplanan kümelerdir. Toplumlar rastgele oluşmaz. Toplumu oluşturmak adına bir araya gelen bireylerin ortak bir paydası olmak zorundadır, dolayısıyla örgütlü bir bütünlüktür. Bireyler zaman içinde çeşitli sebeplerle değişebilir fakat toplum varlığını sürdürmektedir.
İnsan sosyal bir varlık olması sebebiyle, birtakım ihtiyaçlarını karşılayabilme adına aynı ortam içerisindeki diğer insanlarla zorunlu bir sebepten dolayı bir araya gelir ve toplumu oluşturur. Bu oluşan zorunlu birliktelik beraberinde sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel birçok yönden bireyin ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik bir amaca sahip olmaktadır. Birey, topluma karşı birtakım görev ve sorumluluk bilincine sahip olur ve adaptasyon sürecine girer. Bu durum zaman akışı içerisinde kendiliğinden meydana gelmektedir. Bireyin ait olduğu topluma karşı gösterdiği sorumluluk, toplumdan alacağı yaşam düzeninin yalnızca bir karşılığı niteliği taşımaktadır.
Toplum oluşum sürecinin beyinle ilişkilendirilmesini sağlayan iki önemli kavramdan bahsetmek istiyorum. İlki “ayna nöron kavramı”. 1990’lı yıllarda maymunlarda başka bir kişinin hareketini izlerken hareketi kendi yapıyormuş gibi aktifleşen nöronlar ayna gibi taklit yeteneğine sahip olduklarından ayna nöronlar olarak adlandırılmıştır. Ayna nöronlar sadece hareket ile ilişkili olmayıp karşıdaki kişinin duygularını anlama konusunda da uzmandırlar. Buradan hareketle ayna nöronlar empatinin oluşmasında önemlidirler. Peki ayna nöronların toplum kavramının oluşum sürecine katkıları nedir? Ayna sinir hücreleri, toplumdaki bireylerin beyinlerini duygudaşlık zinciri ile birbirine bağlar. Bu şekilde hepimizde beyin adacıkları gibi değil de daha büyük bir toplumsal beyin olmasını sağlar. (Tarlacı,2017). Bu açıklamadan anlayacağımız sosyolojideki toplum kavramında bahsetmiş olduğumuz şu cümle ile kesişir: “Toplumu oluşturmak adına bir araya gelen bireylerin ortak bir paydası olmak zorundadır, dolayısıyla örgütlü bir bütünlüktür.” Ayna nöronların görünmeyen bağlarla toplumu oluşturma ve bir arada tutma vazifesinde olan öneminden bahsettik şimdi bir diğer kavram olan sinaptik plastisite (nöronal esneklik) kavramına geçiyoruz.
Sinaptik plastisite beynin her yeni deneyimde diğer nöronlar ile yeni sinapslar meydana getirdiğini ifade eder. Buradan anlayacağımız beyin dinamik bir yapıdır ve dış uyaranlar sayesinde şekillenir. Sosyolojide toplum kavramının izlerini burada da net bir şekilde görüyoruz. Şöyle ki; sosyolojide geçen toplum tanımında “Toplumlar da bireyin bu noktada sosyalleşme, kimlik inşa etme, kişilik kazanma ve gelişme süreçlerini içerisinde barındırmaktadır.” Toplum tanımındaki bu cümlede her insanın bir toplumun içinde doğduğu ve daha da önemlisi bu toplumun kimlik inşa etme süreçlerinde, kişilik kazanma süreçlerinde olan etkisinden yani içinde bulunan toplumun hayatın ilk anından itibaren beynimizi şekillendirmesinden bahseder. Bu olayın altında da sinaptik plastisite yatar.
Toplum tanımı içerisinde geçen ve hepimizin günlük hayatımızda kullandığı ‘Sosyal İnsan’ kavramını beyinle ilişkisin baktığımızda karşımıza çıkan ilk nokta prefrontal korteks olacaktır. Alnımızın hemen arkasında bulunan prefrontal korteks beyne oranla büyüklüğü diğer memelilerden belirgin bir şekilde farklıdır. Bu farklılık “homo” cinsinin gelişiminde de karşımıza çıkar ve homo sapienste zirveye ulaşır. Bu bilgi toplum oluşumu bakımından bize şunu söyler: Bir grupta olabilecek kişi sayısı en fazla insandadır. Grup oluşumunda insanlar ile sıkı ilişkide bulunabileceğimiz sosyal beyin kapasitesi 148 kişidir (Tarlacı,2019). Homo cinsinin gelişim basamaklarına baktığımızda homo habilis, homo neandertalis… türlerinde bu sayının daha küçük olduğu görülür çünkü bu türlerde prefrontal korteksin izin verdiği sosyal beyin kapasitesi daha düşüktür.
Toplumların bir arada bulunmasını sağlayan bir diğer yapı topluma karşı oluşan sorumluluklardan bahsetmek istiyorum. Bu konuda bahsetmek istediğim ilk nokta limbik sistem ve bu sistemin içinde bulunan amigdala yapısı. Olayların arkasındaki duyguların kayıt yeri olan amigdala yapısı bir diğer hafıza merkezi olan hipokampüsten, hipokampüsün duygular yerine zamansal ve mekansal farklılıkları kayıt etmesi ile ayrılır. Amigdalanın sosyal normlara uyma ve bunun sonucu olarak toplum yapısının bir arada kalmasını sağlayan yönü herhangi bir olay karşısında duyguları kaydetmesi ve o olayı tekrar yaşadığımızda bu duyguların açığa çıkmasıdır. Daha net ifade etmek gerekirse utanç, korku… gibi olayların bir sonucu olarak meydana gelebilecek duygular bu yapıda saklanır ve sosyal normların aksine olan bir davranışın arkasında utancı algılayan birey bu davranışlardan uzak durur. Bu konuda ünlü sinirbilimci Antonio Damassio’nun şu sözünü paylaşmak istiyorum: Sosyal duyguların ve bunları takip eden hislerin yokluğunda geri kalan entelektüel yetilerin sağlam kaldıklarını varsayacak olsak bile, ahlaki davranışlar, dini inançlar, hukuk adalet ya da siyasi organizasyonlar gibi kültürel araçların doğamayacağını ya da bambaşka bir şekilde ortaya çıkacağını düşünüyorum. Buradan da anlaşılacağı üzere duygular toplum için önemli bir rol oynamaktadır.
Bu yazımızla toplum kavramı, toplumun ortaya çıkışı, insanın kişilik gelişiminde toplumun rolü, homo sapienste grup kavramının zirveye ulaştığını ve toplum bütünlüğü açısından sosyal normların işlemesinde duygu kavramını ve bu kavramların beyinle ilişkisini ele aldık elbette toplum yapısı çok geniştir ve yazımızın başlığı gibi beynin yansımalarını yaşamımızın her anında toplumda bir çok örnek ile daha görmek mümkündür.

KAYNAKÇA

Damasıo, A. Spinozayı ararken. Odtü Yayıncılık. 2020,sf.163
Tarlacı, S. Suç ve beyin. Destek Yayınları. 2019,sf.198
Tanrıdağ, O. İnanıyorum O Halde Varım. Üsküdar Üniversitesi Yayınları. 2017,sf.129-158
Tanrıdağ, O. Sosyal nörobilim. Nobel Tıp Kitabevleri. 2015,sf.27-31

ONUR KÜÇÜKAKÇA
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi 3.sınıf öğrencisidir.Klinik Nörobilim ve Nörofizyoloji alanına ilgi duymakta ve bu alanlarda kendisine yatırım yapmakta olup bu alanları çevresine tanıtma ve sevdirmeyi amaçlamaktadır.Hedefi Nöroloji uzmanı olmaktır.