Sinirbilim ile ilgili her şey burada→

Depresyon Üzerinde Nöroanatomik ve Nörofonksiyonel Çalışmalar

İnsanın ruhsal yaşamında bilişsel ve duygusal süreçler söz konusudur. Bu duygusal süreçler bütün ilişkilerimizde bizi yönlendirmektedir. Duygusal süreçlerin bozulması durumunda duygudurum bozuklukları ortaya çıkar. Depresif bozukluklar da bu duygudurum bozukluklarındandır.

Depresyon; patolojik keder, sıkıntı, üzüntü içeren duygulardır. Kişisel, toplumsal, mesleki, ekonomik kayıplara ve ciddi sağlık sorunlarına yol açar. Yaygınlığı sebebiyle önemli bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Depresyona sebep olan birçok sosyodemografik ve psikososyal etken olmakla birlikte bazı biyokimyasal etkenler de bulunmaktadır. Ancak depresyonun etiyolojisi halen tam olarak aydınlatılmamıştır. Bunun sebepleri depresyonun belirli bir hastalık olmaktan çok bir sendrom olması, farklı alt gruplarının var oluşu ve oluşumunda çoğul etkenlerin rol alması olabilir. (Balcıoğlu, İbrahim 1999)

Depresyonun nöroanatomik ve nörofonksiyonel yönlerden anlaşılmasında BBT, NMR, PET, SPECT gibi araçlar kullanılmaktadır. PET ve SPECT araştırmaları, frontal ve subkortikal yapılarda düşük serotonin etkinliği olabileceğine dair bulgular gözlenmiştir. SPECT sonrası bazal ganglionlarda, parietal ve serebral kortekste kan akımında artış, serebral kortizol metabolizmasında azalma bildirilmiştir. Nöroanatomik çalışmalar sonunda, beynin depresyonla ilgili olduğu düşünülen alanları amigdala, prefrontal korteks, hipokampus, bazal ganglia, talamus, hipotalamus ve beyin sapıdır.

Depresyon beynin nörokimyasını bozar ve bozulan nörokimya depresif belirtiler ortaya çıkarır. Biyolojik ritim, ön hipotalamustaki suprakiazmatik çekirdeğin kontrolündedir. Depresif bozukluklarda bu ritim bozulmaktadır. Bu alanda melatonin salgılanmasında bozukluk, uyku fazında kaymaya sebep olur. Melatonin özellikle geceleri ve uyku sürerken artmaktadır.

Depresyonun tedavisinde ilaç ve psikososyal tedavi yaklaşımları kullanılmaktadır. Ancak bunlara olumlu yanıt vermeyen hastalara EKT(elektrokonvulsif terapi) uygulanır. Standart bir EKT uygulamasında, hastanın şakaklarına yerleştirilen iki elektrot arasından elektrik akımı geçirilerek kısa bir nöbet tetiklenir. Genellikle şok terapisi olarak anılmasına karşın, EKT elektrik akımının algılanmasını içermez. Akım uygulanırken bilincin açık olmasını önlemek için hastaya anestetik uygulanır. Bu uygulamayı eleştirenler EKT’nin bazı nörolojik bozulmalar yarattığını savunur ancak bu konuda kanıtlar yetersizdir. Terapötik etkisini destekleyen kanıtlarsa ciddi düzeyde depresif hastalarda kullanımına devam edilmesini haklı çıkarır niteliktedir.

KAYNAKÇA

Oltmanns, T., Martin., Neale, J., Davison, G. Anormal psikolojide vaka çalışmaları. İstanbul: Nobel Yayıncılık, 2018.

Tezcan, A. Depresyon. Ankara: Elma Yayınevi, 2011.

Balcıoğlu, İ. Depresyonun etyopatogenezi, (1999). ‹.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri. Depresyon, Somatizasyon ve Psikiyatrik Aciller Sempozyumu.  İstanbul, s. 19-28

Gizem Karbuz
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi 2. Sınıf İngilizce Psikoloji öğrencisi. Sinirbilim Topluluğunda yazar. Özellikle nöropsikoloji, klinik ve davranış nörobilimleri alanlarına ilgilidir. Sinirbilim alanında okumalar yapıp, bu konuda yazılar yazmaktadır.