Sinirbilim ile ilgili her şey burada→

Dil Öğrenirken Beyinde Meydana Gelen Değişiklikler

Dil öğrenmek zor iş. Beyin bu iş için oldukça çaba sarfediyor. Çabasının sonucu ise kendini değiştirme yeteneğine erişiyor. İnsan doğduğu yerin dilini doğduğu ilk andan itibaren işittiği için ve kullanmaya başladığı için aslında yatkınlık başlıyor. Bebek ve çocuklarda dil edinimi sosyal, bilişsel ve psikomotor gelişimi takiben gelişmektedir. Elbette ikinci dil gelişimi yine çocuklarda ve bebeklerde beyinde daha farklı izler bırakmakta ve edinim süreçleri daha farklı olmaktadır.
İlk dil edinimini şöyle açıklayabiliriz; Hiçbir şekilde daha önceden dil edinimi olmamak kaydı ile ve sosyal, bilişsel anlamda bir sorun yaşamayan gerek çocuk gerek yetişkinlerde ilk dil edinimi birkaç yıla yakın bir sürede tamamlarlar. (Yetişkin bireylerde durum daha farklıdır) İlk dil ediniminin çocuklarda anne karnındayken başladığına dair de kanıtılarda yok değil. Birnholz ve Benacerraf’ın yaptığı araştırmada; fetüs halde bir bebeğe vibroakustik uyarım sonucu bebekte göz kırpması olduğunu gözlemlemişlerdir. Bu durum ise kulaklarının gelişiminin yavaş yavaş oluştuğunu ve sese karşı duyarlı olduklarını göstermişlerdir. Sonuç olarak anne karnında ki bir fetüsün sese karşı (annenin kalp atışlarını duyma, sindirim süreçlerini duyma vb) 20.haftada duymaya başladığını göstermişlerdir. Daha sonra 28.haftada bebeklerin yabancı kelimeleri duyma ve daha sonra ki haftalarda masal okuma, şiir dinletme vb. aktiviteleri de duymakta olduğu görülmüştür.
Bir başka araştırmada ise hamile iken bebeğe veya herhangi bir ortamda sesli okunan şiiri dinleyen bebeklerin doğduktan sonra şiire olumlu tepkiler verdiği görülmüştür. Şiir dinletilmeyen veya söylenmeyen çocukların bu şiir dinletisi karşısında tepkisiz kaldığı görülmüştür. Yine başka bir araştırmada ise bebeklerin fetüste ilk dil ediniminin başında olduklarında aldıkları dil sonrası doğduklarında kendi dillerini ayırt edilebildiği görülmüştür. Mehler ve arkadaşları yaptığı araştırmada ana dili ve ilk dil edinimi Fransızca olan bir bebeğin yanında Rusça kelimeler ve cümleler kurulmuştur. Bebeğin Rusça kelimelere karşı kayıtsız ve tepkisiz kalması sonrası Fransızca kelime ve cümleler duydukları zaman tepki verdikleri görülmüştür. İlk dil edinimi ve sonrası (2 yaşına kadar belki) beyinde büyük bir değişim görülmektedir. Tabi bunlar ile beraber değişim tam anlamı ile tamamlanmadığı için bebek veya çocuk sinir sisteminde gerekli yaşam fonksiyonlarını kontrol etme amaçlı yapıları geliştirmekte ve beyinde gelişim ise devam etmektedir. Bu gelişimi takiben bebek/çocuk dil edinimi ve psikososyal, sosyal, bilişsel, psikomotor gelişimleri beraber sürmektedir.
Buraya kadar anlatılanlar ilk dil edinimi ve tek dilli bireylerin gelişim aşaması içindi bundan sonrası iki dilli bireylerin beynine ne gibi farklılıklar yarattığını ve dili öğrenirken ne gibi süreçlerden geçtiğini göstermek içindir;
İlk önce doğuştan çift- eş zamanlı dilli bireyler için konuşalım; Bu bireylerin; belki annesi başka babası başka uyruktan, anababa aynı uyruk doğdukları ve büyüdükleri yer farklı bir uyruk veya diğer ihtimaller… İkinci ise ardıl dil gelişimi sağlayan bireyler için konuşalım. Bu bireyler; Anadili (ilk dil edinimi) sonrası 3 yaşından sonra edindiği dildir. Yani ilk önce A dilini tamamladıktan sonra B dilini tamamlamaya çalışanlardır. Örneğin; Doğduklarında anababanın iş sebebiyle başka ülkede olması sonrası başka ülkeye geçmesi, anadili edinimi sonrası anababa desteğiyle başka dil edinimi sağlayan çocuklar ve başka ihtimaller…
Bu iki ihtimal arasında ardıl dil gelişimi kendi içerisinde üçe ayrılmakta ve bu üç ihtimalde yetişkinlik sonrası için bir dönem daha vardır. Bu yetişkinlik dönemi aslında ardıl dil gelişiminin bir ögesi olduğu için çocukta gelişen bilişsel değişim ile yetişkinde gelişen bilişsel değişim hemen hemen aynı olmaktadır. (Farklılar pek çoktur fakat işleyen bilişsel değişim noktaları hemen hemen aynıdır)
Dil edinimi veya gelişimi aslında beyinde en önemli iki yapıyı etkiler; Broca ve Wernicke Alanı. Bu iki alanın keşfi aslında pek fazlasıyla dikkat çekicidir. İlk önce broca alanından başlamak isterim; Paul
Broca, savaşta kaskından yaralanasa da ön beyin bölgesinde bir ezilme olan hastasını tedavi ediyordu. Broca hastasına konuşmasını istediği zaman ‘’Tan Tan’’ dediğini gördü. Islık çalmasını ve ezgileri mırıldanmasını istediğinde gayet güzel yapıyordu fakat Paul Broca bu durumun sebebini bir türlü anlayamıyordu. Bu hasta sürekli olarak ‘’Tan Tan’’ dediği için hastanın adına Bay Tan Tan denildi. Broca bu hastası öldükten sonra beynini incelerken anladı. Ön beyin bölgesinde ve temporal bölgenin hemen önünde ki bölümü ezilmişti ve bir disfonksiyon meydana getirmişti. Bu durum sonrası keşfinin ardından bu bölüme ‘’Broca Area (Broca Alanı)’’ dedi ve konuşmanın (motor kısmı (dil oynatma, ağzı hareket ettirme, sözcükleri kullanabilme yetisi) bu bölümden sorumlu olduğunu söyledi. Burada alınan hasarlara ise Broca Afazi denilmektedir.
Bir diğer alan olan Wernicke alanı ise konuşmanın sözel anlamını kontrol ve değerlendirme aşamalarından sorumlu bölgedir. Wernicke ve Broca alanı sürekli olarak etkileşim sonucu birer dilin anlamını, değerlendirmesini ve çıktısını verir. İkisi arasında ki bu bağlantı sonucu dilin edinimi aslında bir nevi başlamış ve sürdürülmüş oluyor.
Şimdi ise dilin okunması durumunda neler gerçekleştiğinden bahsetmek istiyorum; Görülen dil ilk önce retina ve daha sonrasında ise talamusa gider. Talamus bilgiyi işledikten sonra görsel korteks yollar ve görsel korteks durumun değerlendirilmesi sonrası Wernicke veya Broca’ya gönderir. Peki bu değerlendirme süreci nedir?
Eğer okunan kelime harf harf okunuyorsa herhangi bir anlam içermiyorsa (örneğin gördüğünüz ve anlamını bilmediğiniz bir yabancı cümle içerisinde yabancı kelimelerin harfleri) bu bilgi direkt olarak Broca alanına gider. Broca alanı bu kelimenin daha önce çağrışmadığını anlamlandırarak telaffüz etmeye çalışır fakat burada ilk defa alınan uyarıcı olduğu için telaffüz söz konusu olduğu için oldukça zor bir işlem olacaktır. Fakat alınan uyarıcı kelime kelime okunuyorsa burada görsel korteksten direkt olarak Wernicke alanına gider. Burada ise çağrışım olduğu için telaffüz durumuda oldukça basit olacaktır. Çünkü okunan birkaç harf daha önceden biliniyorsa kelimenin okunması mantıken daha kolay olacaktır. Örneğin; Rusça bilmiyorsanız eğer Kiril alfabesinde yazılan bir kelimeyi okumak için harf harf ayırmanız gereklidir. Harflerin birleşimi sonucunda kelimeyi okuyarak telaffuzü gerçekleştirebilirsiniz fakat Latin alfabesine aşinasanız (şu anda bu kitabı okurken) latin harflerinde yazılan bir kelimeyi rahatlıkla okuyabilirsiniz. Bunun anlamlandırılması iki bölüm (Wernicke ve Broca) içinde de geçerlidir. Yani, şu an bu kitabı okuyup anlayabiliyorsanız aslında Wernicke ve Broca alanınız oldukça aktiftir.
2012 yılında İsveç’te yapılan bir araştırmaya göre ise; Askerlerin bazılarına yoğun bir şekilde dil öğretilirken diğer askerlere hiçbir şekilde dil öğretilmemiştir. Araştırma sonucu askerleri fMRI’a aldıklarında hipokampüste büyük bir oranda artış görmüşlerdir. Bu durum ise bize şu sonucu verebilir; Yabancı kelimeleri ezberlemek, çeşitli kalıpları ezberlemek/aşina olmak, cümle yapısını ve düzenini ezberlemek hipokampüste büyük bir oranda bellek kapasitesini arttırarak gelişimini sürdürür.
Sonuç olarak dil öğrenmek beyinde büyük bir artışa sebep oluyor. Dil öğrenmenin nöron sayısını arttırmasının yanı sıra Demans hastalığını da önlediği bilimsel araştırmalarda kanıtlanmıştır. Nöron sayısı arttırılmasa da en azından sağlığınız için bir dil öğrenmeye başlamaya var mısınız?

Barış Akar
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa- Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik 4.Sınıf Öğrencisi. Sinirbilim Topluluğu Kurucu/Başkanıdır. Sinirbilimin her alanına ilgi duyup bu yönde etkinlikler düzenleyip, kitaplar yazmaktadır. İlke olarak sinirbilimi geliştirmek, yaymak ve araştırmak olarak benimsemiştir.