Sinirbilim ile ilgili her şey burada→

Eşcinsel Bir Beyinde Neler Oluyor?

Tercih veya doğuştan gelen bir durum…Halen daha tartışma konusu. Cinsel yönelim konusu kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Cinsel yönelim ihtimallerini sayalım o zaman; karşı cinsten, aynı cinsten, her iki cinsiyetten bireyin romantik ve cinsel çekim arzusu cinsel yönelim ihtimaller arasındadır. Cinsel yönelimin aynı cinsten olması veya her iki cinsiyete de olması bilimde hala gizemini korumaktadır. Fakat sinirbilim ve psikoloji alanları bu cinsel yönelimin ihtimallerini örnekler ve hipotezler ile açıklamaya çalışmaktadır. İlk önce psikolojik olarak yaklaşımları değerlendirelim. İki psikolog ile durumu değerlendirmek isterim; Sigmund Freud ve Alfred Adler.
Sigmund Freud eşcinselliğe yaklaşımı; bireyin küçük yaşlarda geçirdiği cinsel tatminsizlik, kıskanç, başkaldırı veya
sendromların tamamlanmaması durumu ile açıklamakta. Freud’un eşcinsellik yaklaşımı erkek ve kadın için daha farklıdır. Kadın eşcinselliği için Freud şöyle der; ‘’Kadının erkek uzvundan yoksun olduğunun bilinmesi, kadının aşağılanması, kadından korkulmasını ve eşcinselliğe açık olunmasını sağlamaktadır. (Freud 2006:166)’’ Yani kadın birey küçük yaşta erkekte gördüğü penisi kıskanarak kendinde bir eksiklik hissedebilir. Bu eksiklik kadını bir başkaldırı şeklinde eşcinselliğe açık olmasını sağlar. Freud kadınların biseksüellik (iki cinsiyete birden duyulan cinsel arzu, romantik ilişki) konusunda erkeklerden daha açık olduğunu da söyler. Sebebini ise şöyle açıklar; Kadında, erkekten çok biseksüelliğe açıklık vardır. Erkeğin sadece bir tek cinsel organı vardır. Kadında ise iki tane cinsel organ vardır. Açık uçlu vajina ve erkek gibi sertleşebilen klitoris. (Freud 2006:166)’’ Freud erkek eşcinselliği için de bir oidipus sendromu karmaşası olduğunu söyler. Oidipus sendromu; Freud’çu yaklaşıma göre bireyin küçükken anneye duyguğu aşk ile babayı düşman alarak babanın yerine geçme isteğidir. Erkek eşcinsellikte durum oidipus sendromunun karışması anneyi düşman alarak erkeğin annenin yerine geçme isteği olabileceğini söylemektedir.

Alfred Adler’e göre ise eşcinsellik ‘normal’ dışı bir durumdur. Adler’e göre kısaca kadın ve erkek arasında geçen ilişkinin ‘normal’ dışı olması sapıklığa girmektedir. Adler’e göre eşcinsellik ‘sapıklık’ kavramına girmektedir. Adler’ göre sapıklık; eşcinsellik, sadizm, mazoşizm, mastürbasyon, fetişizm vb. Adler’de Freud gibi eşcinselliği cinsiyete ayırarak yorum yapar; Kadın eşcinselliği için ‘Erkeksi Protesto’ kavramı ile açıklar. Erkeksi Protesto; Kadının doğuştan gelen erkek özelliklerinden mahrum oluşu yüzünden kendi cinsiyetinden vazgeçerek erkeksi tavırlar sergilemesidir. Yani, erkeğin toplumda daha çok değer görmesi kadında aşağılık duygusu yaratır bu yüzden çoğu kadına dair değerleri (ev işleri, temizlik vb.) reddeder. Bunun dışında sapıklık
olarak adlandırdığı bireylerin ortak özelliklerinden bahseder. Bunlar genel ve özet olarak birey karşı bireyi değersizleştirdiği için (belki küçükken, belki anne baba duygusu) karşı tarafa nefret duyabilir. Adler’in ‘normal’ olarak adlandırdığı kavram aslında birçok psikolog tarafından yanlış karşılanmıştır. ‘’Aslında bu normal insan, insan tarafından yaratılmıştır. (Foucault)’’
İşin nörobilimsel tarafına yani durumu biraz da somut olarak değerlendirmekte fayda var. Elbette bu bahsedilen psikolojik değişimler bireyin fizyolojisini ve anatomisini değiştirmektedir. Sonuçta beyin kalıtım ve çevre yolu ile değişmeye elverişli bir organdır. O zaman ilk değişen bölümümüze bakalım; İNAH-3 (Ön hipotalumusun interstital çekirdeğinin 3.kısmı). Bu yapı cinsel davranışta oldukça aktif rol almaktadır. Bu bölgede nöron oluşumu insan doğumu öncesi anne karnında başlar. Birçoğumuz erkeklik ve kadınlığı testesteron ve östrojene bağlarız. Aslında tam olarak böyle değil. Beyinde bulunan bu bölgede nöron sayısı fazlaysa birey erkekliği, nöron sayısı az ise birey kadınlık cinsiyetine sahip oluyor. Bu durumda eşcinsellik konusu üzerine burada yapılan bir araştıma; Simon LeVay’ın Science dergisinde yayınladığı bir makalede erkek homoseksüel bireylerin bu bölümleri erkek heteroseksüel bireylerden oldukça daha küçük ve nöron sayıları daha az. Buradan şöyle bir çıkarım yapabiliriz; Sonuç olarak beyinde normalinden az bir durum söz konusu olunca beyin yaramaz bir çocuk gibi davranarak bulundurduğu azlığı gidermek için kendisinde az olan herhangi bir şeyin normal olan beyine veya çok olan beyine ihtiyaç duyacaktır. Farkındayım çok karıştı… Şöyle ki doğumdan önce erkek olarak beyni gelişen, testesteronları ve androjenleri gelişen bir bireyin İNAH-3 bölümünde nöron sayısı normal erkek doğan çocukların nöron sayısından az olduğunu varsayalım. Bu nöronun azlığı bireyde bir erkekliğe ihtiyaç olduğunu söyleyecektir. Yani İNAH-3
bölümünde nöronu az olan birey, İNAH-3 bölümünde erkeklik için normal miktar bulunduran erkeğe yönelimi başlayacaktır.


Peki kadınlarda durum nasıl?

LeVay araştımasında kadınlarda İNAH-3 bölümü ile homoseksüel erkeklerin İNAH-3 bölümünün büyüklüğü neredeyse aynı idi. Kadınlarda da durum erkek homoseksüeller ile aynı olabilir. Az olan nöron grubu çok olan nöron gruba ihtiyaç duyarak bir cinsel arzu, çekim veya homoseksüelite durumu yaratabilir.
Şekil 17.1: Sol tarafta bulunan erkek, sağ tarafta bulunan kadın İNAH-3 nöron grupları miktarı.
Savic ve Lindström yaptıkları çalışmada heteroseksüel erkek ve homoseksüel kadınları MRG (Manyetik Rezonans Görüntüleme)’ye sokarak çeşitli bulgular elde etmişlerdir. Bulgulara göre; heteroseksüel erkek ve homoseksüel kadınların sağ beyinleri sol beyinlerinden daha büyüktür. (hacim artışı göstermekteydiler) Savic ve Lindström yaptıkları diğer bir araştırmada ise homoseksüel erkekleri ve heteroseksüel kadınları MRG’ye soktuklarında sağ ve sol beyinlerinin simetrik olduğunu gözlemlemişlerdir. Bunların dışında Savic ve Lindström yine bu bireyler üzerinde çeşitli kortikal ve subkortikal farklılıklar görmüştür. Heteroseksüel erkekler ve homoseksüel kadınlarda frontal korteks ve parietal lob homoseksüel erkeklere ve heteroseksüel kadınlara göre daha fazla sinirsel ağa sahiptirler. Yani bu iki korteksin diğer alanlar ile olan iletişimi, kendi içerisinde bulunduruğu nöron miktarı daha fazladır. Diğer yandan, homoseksüel erkeklerde ve heteroseksüel kadınlarda ise singulat korteks ve amigdala bölgelerinin heteroseksüel erkeklerden ve homoseksüel kadınlardan daha fazla sinir bağı olduğunu söylemiştir. Bu durum üzerine düşünüldüğü zaman; Kadınlarda ve eşcinsel erkeklerde duygu eylemi (amigdala) ve empati (singulat korteks) daha belirgindir. Diğer yandan eşcinsel kadınlarda ve erkeklerde mantık (frontal korteks) ve kontrol (parietal korteks) daha belirgindir.
Görüldüğü üzere hem psikolojik hem biyolojik/patolojik olarak bir farklılık söz konusu oluyor. Fakat bu durumun doğuştan mı yoksa sonradan kazanıldığı mı halen daha tartışma konusu. İNAH-3 deneyleri ve Adler bu durumun doğuştan olduğunu söylerken, Freud ve Savic ve Lindström bu durumun sonradan olabileceğini söylüyor. Tartışmanın uzun süreceği belli…

Barış Akar
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa- Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik 4.Sınıf Öğrencisi. Sinirbilim Topluluğu Kurucu/Başkanıdır. Sinirbilimin her alanına ilgi duyup bu yönde etkinlikler düzenleyip, kitaplar yazmaktadır. İlke olarak sinirbilimi geliştirmek, yaymak ve araştırmak olarak benimsemiştir.