Sinirbilim ile ilgili her şey burada→

Kan-Beyin Bariyerinin Fizyopatolojisi

İlk olarak 1880 yılında Paul Ehrlich tarafından kan ve beyin arasında seçici geçirgen bir yapı bulunduğu ileri sürüldü. Ehrlich tripan mavisi olarak bilinen doku boya maddesini intarvenöz olarak verdi. Bu boya maddesi ile tüm organların boyandığını, yalnız beyin dokusunun boyanmadığını tespit etti. Goldmann, bu çalışmayı daha da aydınlatmak için beyin omurilik sıvısı içerisine aynı boyayı enjekte etti. Sonuç olarak beyin dışında diğer organların boyanmadığını gördü. Bu şekilde diğer organlar arasında olmayan, yalnız beyin ile kan arasında mevcut olan bir bariyer olduğu sonraki deneysel çalışmalarda da rapor edildi. Kan beyin bariyeri, beynin ekstrasellüler ortamının sıkı bir şekilde düzenlenmesini sağlayan bir sistemdir. Kan beyin bariyeri geçirgen olmak zorundadır, çünkü beyin bütün metobolik ihtiyacını kandan alır ve metabolik artıklarını kana verir. Beyin kapillerindeki endotelyal hücreler diğer organlardaki endotelyal hücrelerden oldukça farklıdır. Bu farklılığa neden olan en önemli yapısal olay hücrelerin birbiri ile sıkı ilişki içerisinde olmasıdır. Suda çözülen maddelerin kandan santral sinir sistemine geçişini, serebral parankime penetrasyonunu kısıtlayan kan-beyin bariyeridir. Koroid pleksus epitelyal hücreleri arasında penetrasyonu kısıtlayan kan-beyin omurilik sıvısı (BOS) serebral endotelyal hücreler arasında bulunan gergin zonula okludens denilen birleşme yerleri tarafından sınırlanır. Ancak bazı özelleşmiş transport sistemleri glukoz, aminoasit ve özellikle nörotransmitterlerin prokürsörlerinin geçişine imkân sağlanır. Beyin damarlanması erken embriyonik dönemde oluşur ve bu dönemde endotel hücreleri vücudun diğer kısımları gibi fenestrasyonlara sahiptir. Endotelyal dokunun nöral doku ile penetrasyonundan kısa süre sonra fenestrasyonlar giderek artan bir oranda azalmaya başlar.
Bu nedenle endoteldeki kan beyin bariyeri özelliklerinin genetik olarak kodlanmadığı, nöral doku kaynaklı bir sinyal ile başlatıldığına inanılır. Embriyonik dönemde beyin içine yapılan periferik doku transplantasyonlarından sonra bu bölgedeki endotelde kan-beyin bariyeri özellikleri oluşmaz. Kan beyin bariyerini oluşturan parankimal sinyallerin perivasküler astrogliadan kaynaklandığı düşünülür. Elektron mikroskopik çalışmalarda, kan kapiller lümeni extrasellüler aralıktan nöron ve nöroglia tarafından ayrıldığı gösterilmiştir. Kan beyin bariyerinde kabul edilen ve plasma içeriğinin beyin ekstrasellüler kompartmanına girişini engelleyen iki farklı morfolojik yapısı vardır. Bunlar kapiller endotelyum ve circumventriküler organların özelleşmiş ependimalarıdır. Beyindeki damar yapıları beyindeki iyonların transportu ve beyin fonksiyonları için gereken metabolik maddelerin hareketlerini iki yönlü olarak düzenleyen özel bir endotel içerir. Bu endotelin diğer organlarda bulunan endotelden farkları şunlardır:
a. Fenestrasyon bulundurmazlar.
b. Zonula occludentes bulundururlar.
c. Hücresel plasmalemmal veziküller.
d. Kapiller duvarın dış kısmında çok sayıda ve yapışmış şekilde astrositik foot procesler bulundururlar. Endoteller arası boşluk dışında damar duvarında boşluk içermezler. Endotelin intersellüler zonulae occludentesler beş tabakalı adezyonlardır ve kapiller çevresinde nokta şeklinde yapışırlar. Birbirilerine oldukça sık bir şekilde yapışmış matrixleri bulundurarak su ve solütlerin hareketine karşı koyarlar.
Beyin damarlarının endotelyumu çok düşük permeabilitesi vardır. Endotelin zonulae occludentesleri 6-8 A çapında olup, yalnız su, Na ve Cl’ un geçişine izin verir. Mikrovasküler kan beyin bariyerinin ultrastrüktürel yapısı 6 ana başlıkla özetlenebilir:
1. Endotel hücreli pentalaminar tight junctionlar
2. Kesintisiz bazal membrane
3. Endotel hücrelerinin mikropinositik aktivitelerinin az olması
4. Endotel hürelerindeki mitokondrinin fazla olması
5. Endotel hücrelerinde fenestrasyonların olmaması
6. Bazal membranların astroglial çıkıntılatının iyi bir şekilde desteklenmiş yapısal oluşum. Endotel hücreleri, bazal membran ve astrositlerin foot processleri ile çevrilidir. Bu durum permeabilite membranı ile doğrudan ilişkili değildir. Buradaki astrositler yüksek miktarlarda karbonik anhidraz ve nükleozid fosfataz enzimleri içerir. Bu enzimlerden nukleozid fosfataz perikapiller bazal membran ve astrosit processlerinde bol miktarda bulunmasına rağmen, endotel hücrelerinde bulunmaz. Nukleozid fosfataz, endotel hücrelerinden KBB bariyerine sinyal vererek interstisyel sıvıdaki potasyumun regulasyonunu sağlar. Beyin kapiller endoteli transendotelyal makroromoleküler geçişi engelleyebilir. Beyin endotelindeki porların relatif olarak eksikliği c- AMP, c-GMP ve protein kinaz C gibi sekonder mesajlı sistemler tarafından yönlendirilebilinir. Ayrıca bu durum permeabilitenin kalsiyum ve calmoduline bağlı protein-kinaz II’ ye bağlı olduğunu gösterir. Yine kan-beyin bariyerinin insülin ve alfa reseptörlerine sahip olduğu gösterilmiştir. Beyindeki bazı alanlar, kapiller epitel zonulae occludens ve damarların fenestrasyonu bulundurmazlar. Bu yapılar “circumvetriküler organlar” olarak adlandırılır. Bunlar genellikle ventrikül çevresinde bulunur, salgı aktiviteleri olan ve plasma ile direkt ilişkili olan yapılardır. Circumvetriküler organlar:
1. Koroid pleksus
2. Area postrema
3. Nörohipofiz
4. Supraoptik krest
5. Median eminens
6. Subfornisal ve subkomissural organlar Koroid pleksus epitelyumunun geçirgenlik özelliği beyin-kapiller endotelindeki benzer şekilde meydana gelmiştir. Ancak karoid pleksusdaki kapiller endotel hücrelerinin geçirgenliği oldukça fazladır.
Kan beyin bariyerini etkileyen faktörler:
1. Maddenin kana karışma durumu
2. Değişimi yapabilecek yüzey alanı
3. Maddenin yağda çözünürlüğü
4. Hücresel transport sistemlerinin mevcudiyeti
5. KBB’inin devamlılığının olması
6. Kandaki maddenin konsantrasyonu
7. Maddenin kanda kaldığı sure Kapiller yoğunluk beynin gri cevherinde fazla miktarda bulunduğundan bu bölgede maddenin KBB’den geçişi daha çok olmaktadır. Bir maddenin yağda çözünürlüğü ne kadar kolay ise, o maddenin beyine geçişi o kadar kolay geçer.
Beyin kapiller plasmalenmaları semipermeabl lipit membran fonkisyonu gösterir. Bu nedenle oksijen ve korbondioksit gibi yağda çözünürlüğü iyi olan maddeler kan beyin bariyerinden hızlı geçer. Beyin fazla miktarda glikoz kullandığı için kapiller hücrelerde oldukça fazla miktarda glikoz transport sistemi vardır. Ayrıca aminoasit prekürserleri için kullanılan özel transport sistemleri vardır. Kapillerden suyun geçişi ozmotik ve hidrostatik basınçla kontrol edilen basit diffüzyonla olmaktadır. Metabolik Kan-Beyin Bariyeri Enzim sistemleri kan-beyin bariyeri oluşumunda rol oynayabilir. Şimdiye kadar en iyi bilinen enzim bariyeri L-DOPA için gösterilendir. Endotel hücresinde bol miktarda bulunan amino asit dekarboksilaz (AADC) ve monoamin oksidaz (MAO) enzimleri L-DOPA’nın hızla DOPAC’a dönüşmesine neden olur. Parkinson tedavisinde bu nedenle L-DOPA ile birlikte karboksilaz inhibitörü verilir. Ayrıca dolaşımdaki katekolaminler de MAO tarafından inaktive edilir. Endoteldeki γ-glutamil transpeptidaz enzimi de glutatyon bağlı bileşikleri detoksifiye eder. Kan-beyin bariyerinin değerlendirilmesi pozitron emisyon tomografisi (PET) ile kullanılan intravasküler rubidyum ile yapılır. Kan-beyin bariyeri; şiddetli açlık ve karaciğer yetmezliği, santral sinir sistemi enfeksiyonları, sepsis, intrakraniyal kitle ve travmada bozulabilir. Şiddetli açlıkta glukoz ve keton cisimlerin transportu artmıştır. Sepsis ve karaciğer yetmezliğinde nötral aminoasit transportu artarak beyinde birikir. Santral sinir sistemi enfeksiyonlarında Kan-beyin bariyerinin bütünlüğü bozulur, lokositler bariyeri geçer ve glukoz transportunda anormal değişmeler görülür. Beyin tümörlerindeki Kan-beyin bariyeriinin bozulması Tümör Angiogenesis Faktör (TAF) ve kapiller permeabilite bozulmasına bağlıdır.

ALINTI

Yılmaz, N. (2006). Kan-beyin bariyerinin fizyopatolojisi. Van Tıp Dergisi: 13 (1):25-27

Bilgehan Dede
Adnan Menderes Üniversitesinde diş hekimliği fakültesinde 3. Sınıftadır. Sinirbilimin ağırlıklı olarak patolojik ve psikolojik kısmına ilgi duymaktadır. Hayat felsefesi "üretim" üzerinedir. Hedefi ağız diş ve çene cerrahı olmaktır. Evrimsel biyoloji ve kuantum fiziği özel ilgi alanıdır.