Sinirbilim ile ilgili her şey burada→

Psikedelik İlaçların Nörobiyolojisi

Psikedelik kelimesi, iki antik yunan sözcüğün birleştirilmesi ile meydana gelmiştir; “psike” (ruh veya zihin) ve “delos” (ortaya çıkarmak veya tezahür etmek).  Psikedelik veya saykodelik ilaçlar beyinde serotonin reseptörlerini aktive ederek çeşitli bilinç bulanıklarına ve halüsinejik etkilere neden olur. Psikedelik deneyimin genelde zihnin gizli yönlerini ortaya çıkardığı söylenmektedir.

Psikedelik ilaçlar uzun zamandır insanoğlunda büyük hayranlık uyandırmıştır. Bu ilaçlar algı bozulmaları, halüsinasyon, benlik sınırlarının dağılması ve dünyayla birlik kurma gibi karakterlere sahip değişmiş bir bilinç durumu yaratır. En yaygın psikedelik maddeler arasında sihirli mantar, peyote, ayahuasca ve LSD sayılabilir. Bitki kaynaklı olan bu malzemeler geçmişte bir çok yerli kültür tarafından tıp ve dini uygulamalarda kullanılmıştır. Psikedelik deneyim de genellikle psikedelik madde tüketildiği zaman ortaya çıkan bilincin geçici olarak değişmesi durumudur.

Psikedelik ilaçların bilimsel olarak araştırılması 1950’den sonra Albert Hoffman’ın LSD (Liserjik Asit Dietilamid) buluşuyla başlamıştır. LSD molekülünün şekli serotonine çok benzer ve o kadar güçlüdür ki, emici kağıda bir damla damlatılır ve ağızda çözülmesi beklenir. Sonunda kana karışır ve beyindeki serotonin reseptörüne sarılırlar. Bu da kullanan kişiye bağlı olarak gerçeklik algısını 3-12 saat boyunca çarpıcı ölçüde değiştirir. Albert Hoffman, ilk kasıtlı LSD denemesinden sonra yaptığı bisiklet yolculuğunu şöyle anlatmıştır: “Görüş alanımdaki her şey kavisli bir aynaya bakınca olduğu gibi sarsılmaktaydı”.

Sağda Serotonin ve Solda LSD kimyasal bileşikleri

Nörogörüntüleme ve beyin haritalama tekniklerinin gelişimi ve hayvanlarda psikedelik maddelerin moleküler etki mekanizmalarının anlaşılması, 1990’larda insanların psikedelikler hakkında ilgilerinin yenilenmesi ile birlikte temel ve klinik araştırmalar istikrarlı bir şekilde artmıştır. Psikolog Benny Shanon ayahuasca etkisi altındaki kişilerin raporlarını gözlemledikten sonra ortak bulguyu şöyle açıklamıştır: “Ayahuasca’da en sık karşılaşılan değerlendirme, maddenin etkisi altında yaşananları gerçek olarak tanımlarken, normal olarak algılanan dünyanın bir illüzyon olduğu yönündedir” (Shannon, 2002). Aynı şekilde, psikolog Stanislav Grof da LSD deneyimini “Varoluşun doğasına ilişkin karmaşıklığı ortaya çıkaran içgörüler (…) tipik olarak, bu bilginin günlük hayatta paylaştığımız algı ve inançlardan daha nihai ve ‘gerçek’ olduğuna dair bir kesinlik hissi eşlik ediyor.” diyerek anlatmıştır (Grof ve Bennet, 2009)

Psikedelik ilaçların genel anlamda bilinçli algıyı bastırıp, bilinçsiz bir vaziyette sanrılara ve işitsel oyunlara sebep olduğu düşünülmekteydi. Ancak psikedelik ilaç kullanan kişilerin genellikle yaşadıkları deneyimi bütünlemesine bir içgörü dahilinde açıklayabiliyor olmaları, bilim insanlarını son zamanlarda psikedelik ilaçların bilinç üzerindeki etkilerini incelemeye teşvik etti. Beyin görüntüleme tekniklerinden olan pozitron emisyon tomografisiyle yapılan çalışmalar sonucu orta dozda psilosibinin sağlıklı insanlarda nöronal aktiviteyi arttırdığı gözlemlenmiştir. Güney Florida Üniversitesi’nde yapılan yeni bir araştırmaya göre, psikedelik mantarların etken maddesi olan psilosibin maddesinin, yeni beyin hücreleri oluşturabildiği gözlemlendi.  Experimental Brain Research’de yayımlanan çalışmada, psilosibinin beyindeki nöronlarının büyümesini ve hasarlı nöronların iyileşmesini uyaran özel reseptörlere bağlanabildiği saptandı.  Farelerde, etken molekül sayesinde post-travmatik stres bozukluğunun giderildiği , beyin hücrelerinin tamir edildiği ve hatta depresyonun azaldığı gözlemlendi. Araştırmayı yürüten  Dr. Juan R. Sanchez-Ramos fareleri elektrik şok ile birlikte verilen ses uyarısını, şok olmadan dahi duyduklarında korkmak üzere eğitti. Daha sonra belli dozlarda psilosibin ile farelerin ses uyarısına tepki vermedikleri, psilosibin verilmeyen farelere nazaran tepki vermeyi daha hızlı kestikleri gözlemlendi. Psilosibin beyinde sayısız fonksiyonu olan ve hipokampus sağlığını geliştiren bir etken olarak biliniyor. Hipokampus beyinde öğrenmeyi sağlayan, kısa süreli hafızayı uzun döneme çevirerek kaydeden aktif bir bölgedir. Hipokampuste psilosibin sayesinde oluşacak yeni hücreler, daha sağlıklı bir beyin, daha iyi bir bellek ve öğrenme yeteneği anlamına geliyor.

Psilosibin içeren mantar türleri.

Her ne kadar günümüzde siyasi ve hukuki anlamda izinler zorlaştırılmış olsa da psikedelik maddelerin kimyasal ve laboratuvar ortamında üretilen sentetik uyuşturucularından farklı olmasından dolayı özellikle depresyon, anksiyete gibi psikolojik hastalıkların tedavisinde alkol ve sigara bağımlılığının giderilmesinde kullanılması adına çeşitli deneyler yapılmaktadır. Yine de rehberlik ve güvenceyle birlikte bir danışma yapılmazsa, anlamlı, uzun süreli terapötik bir deneyim garantisi olmadığını unutmamak önemlidir.

Hazırlayan: Gizem Karbuz

KAYNAKÇA

Bilim Fili, Baran Bozdağ https://bilimfili.com/saykodelik-mantar-maddesi-beyin-hucrelerini-gelistiriyor

Franz X. Vollenweider and Michael Kometer, The Neurobiology of Psychedelic Drugs, 2010

Engin Düşün, Psikedelik Deneyim Nedir? http://engindusun.com/psikedelik-deneyim-nedir/

Grof, S., & Bennett, H. Z. (2009). The holotropic mind: The three levels of human consciousness and how they shape our lives. Harper Collins.

Shanon, B. (2002). The antipodes of the mind: Charting the phenomenology of the ayahuasca experience. OUP Oxford.

Gizem Karbuz
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi 2. Sınıf İngilizce Psikoloji öğrencisi. Sinirbilim Topluluğunda yazar. Özellikle nöropsikoloji, klinik ve davranış nörobilimleri alanlarına ilgilidir. Sinirbilim alanında okumalar yapıp, bu konuda yazılar yazmaktadır.