Sinirbilim ile ilgili her şey burada→

Psikiyatrinin Kısa Tarihçesi

Hipokrat’ın M.Ö.450-355 yıllarında insanların vücudunda bulunan dört temel sıvının aralarında ki dengesizlikten çeşitli hastalıkların ortaya çıkacağını söylemesinden bu yana psikiyatri oldukça evrim geçirmiştir. Bu sıvılar; kan, balgam, sarı ve kara safradır. Örneğin; Hipokrat melankolinin sarı safra fazlalığından kaynaklandığını düşündüğü için tedavi yöntemleri bu görüşlere egemen olarak yapılmıştır.

Albrecht Dürer – Melencolia I

Eflatun (Platon) (M.Ö. 427-347) ise psikiyatrik durumların mantıklı düşüncenin ilkel ruh üzerindeki egemenliğini kaybetmesine bağlamıştır. Burada ki kavramları günümüze uyarlayacak olursak mantıklı düşünce kavramını bilince, ilkel ruh kavramını ise bilinçdışına benzetebiliriz.

Roma İmparatorluğu sırasında Anadolu’da yaşayan Galen (M.S. 130-200), Hipokrat ve Eflatun’un dört temel sıvı kavramlarını geliştirmiş ve depresyonun kara safra fazlalığından olduğunu söylemiştir.

Humoral Patoloji: Dört Temel Sıvı (Hipokart)

Çok eski dönemlerde ruhsal hastalıklar, olaylar animistik bir bakış açısıyla gözlemlenip açıklanmaya çalışıyordu. Animistik bakış açısına göre dünya çeşitli ruhlar, cinler ve birtakım doğaüstü güçler ve tanrılar tarafından yönetilmektedir. Bu görüş ile beraber tedaviler de animistik bir yaklaşım ile yapılmaktaydı. Örneğin; hiç kimsenin tedavi edemeyeceği bir hasta kimsenin ulaşamayacağı bir yerlere bırakılarak ölüme terkedilirdi. Bu animistik düşünce Ortaçağ’a kadar empoze edilerek devam ettirilmişti. Psikiyatrik vakaların çoğu Avrupa’da şeytanlarla ve cinlerle ilişkisi olduğu düşüncesi ile yakılmıştır. Fakat bazı farklı coğrafi bölgelerin kültürlerinde (Örn. Hint, Mısır Kültürü) psikolojik yöntemler kullanılmaktaydı.

Ortaçağ’ın animistik dönemlerinin olduğu zaman İslam ülkelerinde ise Kuran’da geçen akıl hastalarına iyi bakılması yönünde olan söylemler psikiyatrik vakalara psikolojik yöntemlerle baktırmaktaydı.

Eski dönemlerde (Orta Çağ) psikiyatrik hastaların yakılışı

Ruhsal hastalıkları ilk olarak Merkezi Sinir Sistemi (MSS)’ne lokalize etme düşünceleri ilk olarak Bartholomeus ile başlamıştır. Farklı zihinsel işlevlerin beynin değişik alanlarından kaynaklandığını ileri sürmüştür. Psikiyatrik hastalıkların şeytanlarla ve cinlerle bağlantılı olmadığını söyleyen ilk kişi Paracelsus’dur (1493-1541).

Bu tarihten sonra psikiyatri ile uğraşan bilim insanları akıl hastalıklarını sınıflandırmaya başlamış ve çeşitli çalışmalarla olguların kalıtımsal/genetik olabileceğini, beynin bir işlevinde fonksiyonel bozukluk olabileceğini ileri sürerek devam ettirmiştir.

Sigmund Freud ile çağdaş psikiyatrinin gelişiminde önemli isimlerden biri olmuştur. Freud’dan sonra gelen Carl Gustav Jung, Alfred Adler, Karen Horney, Melanie Klein, Anna Freud, Eric Erikson, Sullivan gibi psikanalistler ile psikiyatri daha bilincin bir ürünü olarak ortaya konulmuş ve ileri ki dönemlerde davranışsal, bilişsel vb. olarak çeşitli psikolojik yöntemler ile tedavi seçenekleri büyümüştür.

 

Kaynak: Yüksel N., Ruhsal Hastalıklar, Hatipoğlu Yayınevi, 5.Baskı, 2020, S.S.3

Barış Akar
Sinirbilim Topluluğu Kurucusu