Sinirbilim ile ilgili her şey burada→

Psikonöroimmünoloji

Koronavirüs hayatımıza girdiğimizden bu yana immün sistem ve bağışıklık kelimelerini daha fazla duyduk ve kullanır olduk. İmmün sistem vücudumuzu çevremizdeki patojenlerden koruyan sistemdir. Bu patojenler her an temasta bulunabileceğimiz bakteriler, virüsler, mantarlar, parazitler olabilir. Şimdi bağışıklık sistemimizi yakından inceleyelim.
Bağışıklık sistemimizi oluşturan ilk yapı “Doğal Bariyerler” olarak da adlandırılabilir. Doğal bariyerler patojenlerin ilk karşılaşma noktasıdır. Deri, mukoza yapıları, mide ph’ı doğal bariyerlerimizdir. Bu yapılar kalenin dışındaki askerlere de benzetilebilir. Vücudumuza patojenlerin girişine engel olurlar ve savunma sistemimizin ilk basamağını oluştururlar. Bu yapıdan geçen patojenler vücudumuzda doğrudan hastalık oluşturma etkinliğine sahip değillerdir. Kanda bulunan bağışıklık sistemi hücrelerimiz patojeni karşılarlar ve uygun yanıtlar verirler. Nötrofiller, makrofajlar, bozofiller, eozinofiller bu hücrelerdir ve patojenlere özgün değillerdir yani herhangi bir virüs de bakteri de bu sistemle karşılaşırlar ve yok edilmeye çalışırlar. Makrofajlar patojenleri hücre içine alırlar ve parçalarlar bu olaya fagositoz denir. Makrofajlar fagositik hücreler olarak adlandırılırlar. Makrofajlar patojenleri hücre içinde parçaladıktan sonra hücre parçalarını reseptörleri ile hücre dışına sunarlar. Bu olayın temelinde bağışıklık sistemindeki çeşitli olayları başlatmak yatar. Örneğin bir bakteri türü olan staf. aerus  makrofajlarda parçalandıktan sonra bu bakterinin parçaları hücre yüzeyinde gösterilirler. Bu yapıları gören ve bağışıklık sistemi olaylarını düzenleyen yapılar ise lenfositlerdir. T ve B lenfosit olarak iki çeşit lenfosit vardır. T lenfositler CD4 T ve CD8 T olarak ikiye ayrılırlar.CD4 T lenfositler makrofajlar tarafından gösterilen yapıları görürler ve interlökin adı verilen yapılar ile B lenfositler ile haberleşirler. Vücudumuza patojen girdiğinin farkında olan B lenfositler plazma hücresi adı verilen yapılara dönüşürler ve bu patojenlere özgün olan immünglobülin adı verilen maddeleri salgılarlar. İmmünglobülinler vücudumuza giren patojenlere özgün olup vücudumuz o patojen madde ile bir daha karşılaştığında hazır olarak bekler ve vücudumuzu korurlar. Aşıların temel görevi de bu sistem üzerindendir. Etkisini kaybetmiş virüs parçacıkları aşı yoluyla insanlara verilir ve immün sistemimiz bu patojen yapıyı tanıyıp antikorları hazır bekletir. Eğer vücudumuz bu patojenle tekrar karşılaşırsa antikorlar askerler gibi beklerler ve bu virüsü etkisiz hale getirirler. Peki stres bağışıklık sistemimizi nasıl etkiler bu konuya bakalım.
Stres anında vücudumuz kendini dış uyaranlara karşı tepkiye hazırlamak için çeşitli hormonlar ve faktörler salgılarlar. Bu hormonlardan bir tanesi stres hormonu adını verdiğimiz kortizoldur. Stres, hipotalamusun paraventriküler çekirdeğinden CRH sentezine yol açar. CRH hipofiz bezininin anterior lobundan ACTH hormonuna ve bu hormonda adrenal korteksten kortizolun salınımına yol açar. Kortizol bağışıklık sistemimizi baskılar. Gündelik hayatımızda stresli olaylar ile karşılaştığımızda enfeksiyonlara yakalanma ihtimalimizin artması da bu sebeptendir. Yapılan çalışmalar stres ve bağışıklık sistemi hücreleri arasında negatif korelasyon olduğunu doğrulamıştır.
Stresin bir diğer etkisi düşünme mekanizması ile ilgilidir. Aggleton yaptığı deneylerde stres sırasında artan katekolomin seviyelerinin prefrontal korteks aktivitesini baskıladığını ve amigdala faaliyetini arttırdığını belirtmiştir. Burdan varabileceğimiz sonuç stres anında mantıklı düşünmenin aksadığı yönündedir.

Bağışıklık Sistemimiz Koşullanır mı?

Bağışıklık sistemi ve beyin arasındaki ilişkide koşullanma üzerine yapılan çalışmalar önemlidir. Bu alanda yapılan çalışalar psikonöroimmünoloji adı verilen alanın ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yapılan çalışmalarda siklofosfamid adı verilen bağışıklık sistemini baskılayan bir madde çeşitli yiyecekler ile eşleştirilmiş ve bu yiyeceklerin verilmesinin ardından siklofosfamid verilmiş ve bağışıklık yanıtı azalmıştır. Bu deney bir süre sonra devam ettiğinde yalnızca yiyecek verilmiş ve siklofosfamid verilmemiş olmasına rağmen bağışıklık sisteminin baskılandığının devam etmesi dikkat çekmiştir. Bunun tersi olarak koşullandırma sayesinde bağışıklık sistemini güçlendiren çalışmalarda mevcuttur.
Çeşitli hormonlar ve nörotransmitterlerin ayrıca koşullanmanın bağışıklık sistemimiz üzerindeki etkilerini gördük. Bağışıklık sistemimiz yalnızca patojenlere verilen tepkiler ile değil düşünce yapımız stres ile de yakından ilişkilidir. Bir düşünce ürünü olan stresin kanımızda bulunan bağışıklık sistemi hücreleri üzerindeki etkisi bizlere beden zihin etkileşiminin de örneğini sunmaktadır.

Kaynakça

Bozo, Ö. Psikonöroimmünoloji. Kriz Dergisi 15 (3): 21-30

Aster, K. A. (2013). Robbins Temel Patoloji. Nobel Tıp Kitabevleri. 118-120

 

ONUR KÜÇÜKAKÇA
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi 3.sınıf öğrencisidir.Klinik Nörobilim ve Nörofizyoloji alanına ilgi duymakta ve bu alanlarda kendisine yatırım yapmakta olup bu alanları çevresine tanıtma ve sevdirmeyi amaçlamaktadır.Hedefi Nöroloji uzmanı olmaktır.