Sinirbilim ile ilgili her şey burada→

Psikopat Beyin

Cinnet geçiren bir beyinden sonra psikopat beyin incelemek konuya daha hakim olmayı ve en azından daha iyi anlaşılmayı sağlayabilir. Biliyorum her ne kadar iki beyinde de gerçekleşen olaylar ürkünç olsa da unutmayalım her an her yerde ya karşımıza çıkar ya da o korkunç beynin ta kendisine sahip olabiliriz. Her neyse cinnette gördüğümüz beyin yapısı ile psikopat bir beyin arasında pek bir fark yok aslında. Yine burada da frontal korteks hatası veya talamus kaçağı ile gerçekleşen bir takım olaylar silsilesi mevcutlaşabiliyor.

Bu konuda birkaç meşhur örnek üzerinden giderek örneklerde yaşanan olayların nörobilimsel ve nöropsikolojik olarak açıklamasını yapmak isterim. Görülen vakalar sonrası beyinde nerelerin aktivasyona nerelerin dejenere (hasara) uğradığını gördükten sonra birkaç yapıyı ve durumu ilişkilendirme olanağımız olacaktır. İlk örneğimiz Herbert Weinstein;
1991 yılında polis bir apartmanın on ikinci katının balkonundan atlayan bir kadın cesedi buldu. Bu durumu algılayamayan polisler bunun bir intihar olduğunu sandılar. Kadının kocası olan Herbert Weinstein ise 65 yaşında reklam yöneticisi ve emekli bir adamdı. Sabıka kaydında neredeyse hiçbir şekilde şiddet davranış, öfkeye bağlı krizler gibi öyküler yoktu, kısaca Weinstein tertemiz bir adamdı. Polisler bu durum üzerinde yoğunlaştıktan kısa bir süre sonra Weinstein durumu itiraf etti ve karısını vurduktan sonra boğup cinayet süsü vermek için balkondan aşağı attığını söyledi. Bu durum sonrası Weinstein tutuklanarak hapishaneye gönderildi. 1 ay sonra MR için Weinstein hastaneye götürüldü ve incelemeler sonucu Weinstein’nin beyninde birçok hasarlar vardı. Beynin ön tarafında (frontal lob) bir kist vardı. Bu kistin etrafında yani araknoid zarında (beyin ve kafatası arasında ki boşluk) bir kist, tümör vardı. (Şekil 4.1) Frontal kortekste davranışın ve hareketlerin kontrole alındığı bölgenin zarar görmesi ABD mahkeme jüri üyesinin ve Amerika mahkemelerin değerlendirilmesi sonucu Weinstein serbest kaldı.
Göründüğü üzere Weinstein şeker gibi bir adam olmasına rağmen beyninde çıkan bir kist ve bu kistin yaptırdığı davranışın cezası bu olmuştu. Psikopatlık anlaşılacağı gibi belki biyolojik bozuklukların sayesinde, belki kalıtımsal belki de çevresel nedenlerden olabilir. Belki Weinstein’nın hayat hikayesi kendisini baskılamaya zorlanmış bir birey olarak belki de çok fazla şiddete veya tacize maruz kalmasından dolayı baskılamış olarak böyle bir davranışa sebep olmuştur. Bilemeyiz…

Anlaşılacağı gibi araknoid boşlukta çıkan kist frontal kortekste davranışı kontrol eden bölümde bir hasar meydana getirmiştir. Tabi bu her frontal kortekste çıkan kistin psikopatlığa yol açacağın habercisi değildir. Bu durumlar spesifik olduğu için nörokriminal olaylara bir referans olarak gösterilir.

Bir diğer nörobilimsel yönden inceleyeceğimiz vaka ise Patrick Nogueira;
Patrick Nogueira İspanya’nın küçük bir kenti olan Pioz’da yaşayan bir gençtir. Bir gün kulübede iki amcasını ve 1 ve 4 yaşlarında ki kuzenlerini öldürdüğünü itiraf ederek tutuklandı. Durum sonrası Nogueira birçok test ve görüntülemelere alınarak soruşturma geçirdi. Nogueira’nın ifadesine göre bu yaşanan olayların olmamasını istediğini, akrabalarından özür dilediğini ve akrabaları kadar acı çektiğini dile getirdi. Nogueira’nın isteği tedavi edilmek ve bu durumunun oldukça kötüye gittiğidir. Nogueira’nın görüntülenmeleri sonrası uzmanlar ve doktorlar karar vermeyi sağlayan ve destekleyen beyin bölümlerinde hasar olduğu ve bunu istemsizce yaptığı üzerineydi. (Şekil 4.2) Bu tez İspanya mahkemelerinin jürilerinin kararınca reddedildi. Başsavcı Rocio Rojo, Nogueira’nın azami cezayı uygulamaktan korkmadığını ve yaptıklarının cezası olarak kalıcı bir hapis cezası uygulayacağını söylemişti. Görüntüler ise durumun istemsizce olduğu yönündeydi. 2016’da yaşanan bu olay sonuç olarak Nogueira’nın hüküm giymesine yol açtı.

Bu durumun nörobilimsel olarak açıklaması aslında söylenildiği gibi karar vermeyi etkileyen lobun hasar görmesi sonucu durumu ortaya çıkartmıştır. Fakat durumun psikolojik yönden incelenmesi Weinstein’nın yordaması ile aynı sonuca ulaşmakta. Nogueria’nın ifadesine göre ise;
‘’Gençliğimde kafamı vurdum, okulda zorbalığa uğradım ve 10 yaşımdan beri alkol içiyorum’’
Görüldüğü gibi kafasını vurmasıyla oluşan patolojik/ biyolojik hasar, psikolojik yönde uğradığı zorbalık -ki bu durum 2016 gibi yeni bir jenerasyon için çokça ifade edilen bir durumdur ve bu durumun sonuçları çoğu psikolojik sıkıntılara yol açmaktadır- ve çocukluk yıllarında aldığı alkolün vücuda bıraktığı patolojik veya biyolojik yöndeki hasarı bu durumun sonucu olmuş olabilir..

Nogueira vakasından sonra belki şöyle bir çıkarım daha yapabiliriz; Tek olarak karar verme gibi yönetici işlevlerden sorumlu olan alan Frontal bölge değildir. Temporal bölge ve bu bölgenin çevresi karar vermede oldukça önemli işleve sahiptir.

Zaten beyin holistik (bütüncül) çalışan bir yapıdır. Karar verme, planlama veya diğer üst yönetici işlevlerde en çok aktif olan kısım Frontal bölümdür.
Bir diğer vakamız bir kurgusal karakter olan ve belki de yakından tanıyacağınız Joker;
Belki bilmeyenleriniz vardır; Joker’in hayatı aslında sandığımız kadar -sürekli gülmesinden dolayı- mutlu ve refah içinde geçmemiştir. Joker aslında çok küçük yaşta babası tarafından terk edilen ve ömrünün çoğunu annesine bakarak ve annesiyle yaşayarak geçiren, Stand-up göstericisi olmaya meraklı bir adamdır. Espirileri her ne kadar çokta komik olmasa da denemekten çekinmeyen ve bunları bir kağıda yazan bir meraklıydı. Annesi ile neredeyse sefalet içinde yaşayan Joker amacı uğruna palyaçoluk yaparak maddi durumlarını düzeltmeye çalışır. Hayatı böyle giderken artık yavaş yavaş hayat ona acımasızca davranmaya başlar. İş yerinde aşağılanmalar, babasızlık ve parasızlık onu artık çileden çıkarmaya başlar. Bu durumlar sonrası Joker bir gün kendisine uygulanan arbade sonucu cinayet işler. Cinayet Joker’e oldukça iyi gelir ve kararına göre artık insanları güldürmektense insanları öldürmek onun için daha iyi olacaktır.


Joker’in beynine bakmak aslında Joker’in kurgusal olması kadar beynini incelemekte kurgusal olacaktır. Şöyle bir baktığımız zaman cinayeti işlediği anda önceki bölümde bahsettiğimiz gibi talamus tarafından bir kaçak ve bu kaçak sonrası amigdalanın uyarılması cinnete maruz bırakmıştır. Bu durumun sıklığı aslında Antisosyal kişilik bozukluğu ile oldukça ilişkindir. Antisosyal kişilik bozukluklarında amigdala artık pek fazla uyarılmaz -çünkü uyarılmanın sıklığı tölere (alışkanlığa) yol açabilir- ve bunun sonucu karşı taraftan korkmama ve sinirlenmeme gibi durumların eşiğinde saldırganlık eğilimi başlar. Tabi bu durum empati yoksunluğunu da yanında getirebilir. Joker’de artık empatinin yoksunluğu oldukça sıkça beyni tarafından işlenmekte. Karşı tarafın ne düşüneceği veya ne yapacağı hakkında pek bilgiyi işlemez ve ona göre eyleme geçer. Belki Joker’in frontal korteks’inde, amigdalasında bir problem olduğunu yordayarak şimdi söyleyebiliriz.

Tabi Joker’e psikolojik yönden bakmazsak olmaz. Anlatıldığı üzere Joker oldukça zor bir hayat geçirmiş. Babasızlık ve parasızlık ona oldukça kötü sonuçlar vermiş. Bir de çizgi romanlarda bahsedilen bir durum daha; ‘Annesi tarafından küçükken elektrik verilmesi –ceza mahiyetiyle-. Elektrik verilmesi durumu ve bunun sürekli olması beyinde oldukça ciddi hasarlara ve beynin normal işleyişinin bozulmasında problem yol açar. Beynin zaten toplamda üç temel enerji çeşitlerinden (elektriksel, kimyasal (hormonal) ve termal (ısı) oluşmakta olduğu için birini ihmal etmek görüldüğü üzere bir antisosyal kişilik bozukluğuna yol açmıştır.

Peki, Joker neden sürekli olarak gülüyor?

Aslında bu sorunun cevabı olan hastalık 19.yüzyıldan beri araştırılmakta ve henüz tam bir sonuca ulaşılamamakta. Joker’in sürekli olarak gülmesinin nedeni patolojik bir rahatsızlık olan ‘Psödobulbar Etki/Affect (PBA)’dir. (Şekil 4.3) PBA ciddi bir tepki bozukluğudur. Şöyle farz edin ki yakınınızı kaybettiniz ve kaybetme haberinizi aldığınızda mutlaka üzülecek veya ağlayacak veya daha ağır bir üzüntüye gireceksiniz. Bu durumda vücudunuz ve beyninizin hiç sevmediği stres hormonları salınacak ve sürekli bir depresif halde olacaksınız. Beyin genel olarak stres hormonu veya üzüntü pek sevmez. Beyin kortizol, oksitosin, adrenalin ve büyüme hormonlarının karışımını vücuttan isteyerek beyni mutlu tutmaya çalışır. Bu durum sonrası bağışıklık sisteminizde ki T hücreleri çoğalarak sizi dinç tutar. O yüzden gülmek insan iyi gelir. (Belki de bazı insanlar ‘sinirim bozuldu’ dediği zaman ardına küçük bir tebessüm veya gülme etkisini beynin bu isteği yüzünden vermesi mantıklı olabilir.) Sizin aldığınız bu ölüm haberi sonrası üzülmeniz oldukça sizi etkileyecektir fakat bir durum düşünün ki üzülmenin dışavurumu sizin için gülme tepkisi olsun. Bu durumda ölüm haberine sevinmediniz veya aklınıza komik bir şey gelmedi sadece üzülmek yerine (bunu hep tekrarladığınızı düşünün) gülüyorsunuz. Gülme etkisi sizin için hep üzülme için geçerli değil, bütün duygularınızda geçerli olabilir. Şaşkınlıkta, öfkede ve her duyguda bunların çıktısı sadece gülme olsun. İşte PBA etkisi bu çıktı bozukluğuna deniyor. Bildiğimiz üzere Joker her cinayet işlediğinde gözlerinden kan gelecek şekilde gülüyordu. Aslında Joker öldürdükleri için üzülüyor da olabilirdi. Bunu bilemeyiz…

Peki Joker’de yaşanan bu PBA’nın nörobilimsel yönü nedir?
PBA durumunun terminolojisine inerek daha da durumu anlaşılır kılalım.
Psödo; yalancı, Bulbar; Medulla Oblangata (omurilik soğanı) dır.
Medulla Oblangata; solunum, kalp atışı, öksürük ve kusma gibi istemsiz ve bilinçsizce olan durumları kontrol eden ve sağlayan beyin yapısıdır. Psödobulbar etki ise istemsizce kahkaya sebep olduğu için medulla oblangatada bir bozukluk olduğu düşünülüyordu. Fakat durumun bu kadar basit olmayacağı sonraki araştırmacılar tarafından anlaşıldı.

Sonuç olarak Joker vakamızda Joker’in beynini incelersek –ki antisosyal kişilik bozukluğu olan bireyi inceler gibi- amigdala, talamus, frontal korteks, medulla oblangata, temporal korteks ve beyincik gibi bölgelerinde hasar olduğunu söyleyebiliriz.

Unutulmamalıdır ki bu hasarları olan herkes psikopati veya psikopatlık göstermeye meyilli değildir. Sinir sistemimizin baskısı altında olan bu davranış belki ya bizde de olabilir ya da yakınımızda olan bir insanın. Örneğin, James Fallon Irvine Üniversitesinde bir sinirbilimcidir. Psikopatlığa ilişkin genleri beyninde oldukça fazlaca bulundurmaktadır. Fakat kendisinin ne psikopatiye ilişkin düşünceler bulundurduğunu ne de bir psikopatlık eyleminde bulunduğunu söyleyemeyiz. Gariptir ki Fallon’nun soy ağacında en az yedi katil vardır. Fakat Fallon böyle bir durum işlemiş değildir.

Anlaşılacağı üzere psikopat beyne sahip olan insanlar belki çok yakınımızda belki de bu tarz bir beyni kendimiz taşıyoruz. Haberimiz yok! Aman dikkatli olun…

Barış Akar
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa- Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik 4.Sınıf Öğrencisi. Sinirbilim Topluluğu Kurucu/Başkanıdır. Sinirbilimin her alanına ilgi duyup bu yönde etkinlikler düzenleyip, kitaplar yazmaktadır. İlke olarak sinirbilimi geliştirmek, yaymak ve araştırmak olarak benimsemiştir.