Sinirbilim ile ilgili her şey burada→

Türkiye’de nöropatolojinin gelişimi “Dünden bugüne”

Bu yazının amacı, geçmişten günümüze uzanan çizgide, Türkiye’de, tıp bilimleri ve patoloji içinde önemli bir yeri olan, nöropatoloji konusunun gelişimini ve kat ettiği yolu

incelemektir. İbni Sina (Avicenna)’dan (980-1037), Hekim Hacı Paşa (1335-1417), Şerafeddin Sabuncuoğlu (1385-1470)’na, Selçuklu dönemi’nden Osmanlı Devleti’ne ve Cumhuriyet Türkiyesi’ne dek oluşan gelişme ve toplumsal ilerleme içinde, tüm diğer bilim dallarında olduğu gibi, tıp bilimlerinde, patoloji ve nöropatoloji alanında da, çağdaş dünyaya koşut olarak, gelişmeler ve ilerlemeler olmuştur. Cumhuriyet öncesi ve başlangıç döneminde Hamdi Suat Aknar (1899-1904), Mazhar Osman Uzman (1908-1909), İhsan Şükrü Aksel (1922-1923) vb bilim adamları Almanya’da eğitim görerek İstanbul’a dönmüş ve çağdaş anlamda tıp eğitimi, patoloji ve nöropatoloji alanındaki çalışmaları başlatmışlardır. Cumhuriyetle birlikte ve Mustafa Kemal Atatürk’ün 1933 Üniversite Devrimi sonrasında, bu çalışmalar daha ileri boyutlara taşınmış ve günümüzdeki çalışmaların temelini oluşturmuştur.

imhotep

Ülkemizde, nöropatolji konusundaki gelişimi, patolojinin ve tıp bilimlerinin gelişimi ile ilişkili olup, bu alanlardaki gelişmelere koşut olarak gerçekleşmiştir. Bu nedenle, Türkiye’de geçmişten günümüze nöropatolojinin gelişimini incelerken, tüm tıp ve patoloji alanlarındaki gelişmeleri de ana çizgileri ile de olsa, dikkate almak gerekir. Amacımız, tüm bu bilgilerin bütünlüğü içinde, geçmişten günümüze uzanan yolda, nöropatolojinin güncel durumunu ortaya koymaktır. Tıp bilimleri insanlık tarihi kadar eskidir. Tıp terimi Arapça’dan, o da eski Yukarı Mısır’ın Başkenti olan Teb kentinden gelmektedir. Eldeki yazılı belgeler ve papiruslar, Sümer, Babil, eski Mısır dönemine ilişkin bilgileri günümüze ulaştırmıştır. Örneğin Edwin Smith Papirus (17 yy İÖ), Ebers Papirus (16. yy İÖ), vb. belirtilebilir. Günümüzden 5000 yıl önce Eski Mısır’da, İmhotep (2667-2648 İÖ) tıp evriminde adı bilinen ilk hekim olup, nesnel tıbbın, Batı Anadolu’daki Hipokrat’dan (460-377, İÖ) 2500 yıl önceki kurucusudur.

Hipokrat

İmhotep adına, Hipokrat Andı’na benzer bir “Hekimli Andı” vardır, ayrıca Imhotep Edwin Smith (17 yy İÖ) ile de ilişkilendirilmiştir (5,6). Yaşadığı kesin olarak bilinen ve hizmetleri sonucu tıbbın babası olarak kabul gören ise Hippocrates (460-377 İÖ) olmuştur. Anadolu kıyılarındaki Kos adasında doğan ve babası da doktor olan Hipokrat’ın tıbba katkıları ve getirdiği felsefe dünya tıp çevrelerince güncel olarak da kabul görmektedir ve bu nedenle bir çok ülkede hekimler tıp eğitimini bitirirken “Hipokrat Andı” adı altında “meslek yemini” etmektedirler. Ayrıca, Hipokrat’ın “Corpus Hippocraticum” adı verilen 100 ciltlik anıtsal yapıtı bulunmaktadır. Romalı Aulus Cornelius Celsus (İÖ 30—İS 38), İS 30 yılında, De Medicina adlı 8 cilt olan yapıtında, devrinin bilgilerini derlemiştir. Bergamalı Claudius Galenus (130-200) beyin ve omurilik ile kimi hastalıkların patolojik ilişkisini kurmuş, büyük bir hekimdir. Efes’li (Selçuk) Rufusu (M.S.1 yy)’da benzer çalışmalar yapmıştır. İbni Sina (Avicenna) (980 Afşana Buhara-1037 Hemedan) Türkistan’da doğdu ve doğu dünyası tarafından paylaşılamıyan bir kimlik kazandı. İbni Sina 5 cilt olan Kanun-u Tıb (Canon) adlı yapıtında kendi gözlemlerini temel almıştır ve uzun süre batı tıbbını da etkilemiştir.

ibn-i sina

Giovvanni Baptistae Morgagni (1682 Forli – 1771 Padua), Virchow tarafından “Çağdaş patolojinin babası” olarak tanımlandı. Morgagni 700 otopsi yaparak, İtalya’da 1761’de 5 ciltlik De Sedibus et Causis Morborum (Hastalıkların Nedenleri ve Yeri) adlı kitabını yazmıştır. Padova Üniversitesi’nin güncel olarak Morgagni ödülü vardır. 1821’de Prof. Lobstein’ın başkanlığında, ilk kez Strazburg’da, Patoloji Bilimdalı kurulmuştur. Rudolf Virchow (1821-1902) Berlin’de, 1858’de, “Cellüler Pathologie” adlı yapıtı ile mikroskopik patolojiye geçmiş ve çağdaş patolojinin kurucusu olmuş ve yenilik olarak “Omnis cellula- her hücre bir hücreden doğar” görüşünü getirmiştir. Türkiye’de ise, İbn-i Sina (980-1037)’dan, Hekim Hacı Paşa (1335-1417) (Hekimlik andı var) ve Şerafeddin Sabuncuoğlu (1385-1470)’na, Selçuklu Devleti’nden (Selçuklu Medrese ve Darul-Şifahaneleri), Osmanlı Devleti’ne, Fatih Sultan Mehmet (Fatih Medresesi, 1453) ve II. Mahmud (1785-1839) dönemi (İstanbul Darulfünun’u 1827) yenilikleri ile Cumhuriyet öncesi (Kırımlı Aziz İdris, 1841-1879) ve Cumhuriyet Türkiyesi’ne dek oluşan gelişmeler (İstanbul Üniversitesi 1933) ve toplumsal ilerleme içinde, diğer bilimdallarında olduğu gibi, tıp, patoloji ve giderek nöropatoloji alanındaki gelişmeler, ana çizgileri ile ve zaman dizini içinde incelemeye çalışılacaktır. Çok iyi bir raslantı ve önemli bir gelişme olarak, 1900’lü yılların başlarında, Hamdi Suat Aknar (1899-1904), Mazhar Osman Uzman (1908-1909), İhsan Şükrü Aksel (1922-1923) vb bilim adamları, Almanya’da eğitim görerek, İstanbul’a dönmüş ve etkileri günümüze dek süren, çağdaş anlamda tıp eğitimi, patoloji, patolojinin çeşitli dalları ve nöropatoloji alanlarındaki çalışmaları başlatmışlardır.

Cumhuriyetle birlikte ve Büyük Atatürk’ün 1933 Üniversite Devrimi sonrasında, bu çalışmalar daha ileri ve yeni boyutlara taşınmıştır. Özellikle, Hitler Almanyası’ndan kaçan, çoğu Musevi kökenli Alman bilim adamlarının, Phlippe Schwartz ve arkadaşlarının, 1933’de Türkiye’ye gelmesi ile yeni bir dönem başlamış, çalışmalar ivme kazanmış ve günümüzdeki çalışmaların temelini oluşturmuştur.

Alıntılandı:

Canda, M. Ş. (2005). Türkiye’de nöropatolojinin gelişimi “dünden bugüne”. Türkiye Ekopatoloji Dergisi. 11 (3): 93-158

Bilgehan Dede
Adnan Menderes Üniversitesinde diş hekimliği fakültesinde 3. Sınıftadır. Sinirbilimin ağırlıklı olarak patolojik ve psikolojik kısmına ilgi duymaktadır. Hayat felsefesi "üretim" üzerinedir. Hedefi ağız diş ve çene cerrahı olmaktır. Evrimsel biyoloji ve kuantum fiziği özel ilgi alanıdır.