Sinirbilim ile ilgili her şey burada→

Yaşlanan Beyin

Yaşlanan Beyin

Bu konuyu, birincisi bir organ olarak beynin kendisinin yaşlanması, ikincisi de bilişsel süreçler, hareket, duyular bağlamında yaşlanma olarak ele alabiliriz.

Yaşlanan beyin, büyüklük, hacim, ağırlık olarak küçülür. Beyin 70’li yaşlarda ağırlığının %5’ini, 80’li yaşlarda %10’unu, 90’lı yaşlarda da %20’sini kaybetmiş olur (Bloom ve Lazerson, 1988 s.81’den naklen). Beyinde “atrofi” denen bu küçülme, başlıca nöron kayıplarına bağlıdır. Beyinde bazı nöronlar küçülür, bazıları yok olur ve yerini fibroz astrositler alır: nöronların sitoplazmasındaki ribozomlar sayıca azalır. Normal yaşlanma sürecindeki bu nöron kayıpları bireyden bireye farklı olduğu gibi, beyin içinde de her tarafta aynı değildir; örneğin hipotalamus bölgesinde pek nöron kaybı olmadığı halde, beyin sapında hareketle ilişkili bazı çekirdeklerde, sonra hipokampus da dahil olmak üzere limbik sistemin bazı bölgelerinde (buralar öğrenme, bellek ve heyecanla ilişkilidir), planlama soyutta düşünme gibi bazı yüksek entelektüel işlevlerle ilişkili frontal bölgelerde nöron kayıpları daha belirgindir. Bir çok araştırıcı bunu şöyle açıklar: gerçi nöron sayısında azalma olmuştur, ama yaşam boyu hücreler arası kurulmuş bulunan bağlantıların zenginliği, nöron sayısındaki azalmanın getirebileceği sakıncaları gidermektedir. Gerçi, hücre kayıpları kadar, özellikle de frontal bölgelerde sinaptik bağlantı kayıpları da olmaktadır, ama geri kalan zengin bağlantılar, bilişsel işlevleri aynı düzeyde sürdürmek için yeterli olabilmektedir. Beyindeki yaşa bağlı kayıplar ve yapı değişikliklerinin bilişsel işlevlerde ciddi gerilemelere yol açmadığı sonucuna varabiliriz (Mesullam, 2004, 10. Bölüm).

A: Orta yaşlarda bir beynin MR görüntüsü, B: 65+ yaş üstü bir beynin yaşın komorbiditeli MR görüntüsü

Yaşa bağlı olarak bilişsel düzeyde ortaya çıkan değişiklikler, başlıca, bilişsel işlevlerde ve reaksiyon zamanında yavaşlama, mental esneklikte azalma, bellekte ve belli vizüo-spasyal becerilerde hafif bir güçlük şeklinde özetlenebilir (Bloom ve Lazerson, 1988; Lezak, 1995; Mesulam,2004; Selkoe, 1992). Cevap hızının başarı puanlamasında bir ölçüt olduğu testlerde (bilindiği gibi IQ testlerinin bazı bölümleri böyledir), yaşlılar gençler kadar yüksek puan alamaz. Fakat bu alanda genellemeler yapmaktan da kaçınmak gerekir; bireyden bireye çok farklılık vardır; 60 yaşındaki bazıları ölçülebilir kayıplar ortaya koyarken 90 yaşındaki bazıları da hiçbir değişme göstermeyebilirler (Bloom ve Lazerson, 1988, s.82). Yaşa bağlı normal bellek bozulması da, ufak tefek unutkanlıkların ya da biraz daha zor öğrenir ve daha kolay unutur olmanın ötesinde bir şey değildir; kişinin günlük hayatını sürmesini engellemez.

Normal yaşlanmanın böyle olmasına karşılık, yaşın ilerlemesi ile birlikte kişinin bir demans hastalığı (halk arasındaki adıyla “bunama”) geliştirmesi riski artar. Demans hastalıklarının en yaygın olanı da Alzheimer hastalığıdır. Alzheimer hastalığından ölenlerin beyinlerinde yapılan mikroskobik incelemeler, bu beyinlerde çok yüksek düzeylerde nörofibriler yumaklar ve amiloid dolu senil plaklar bulunduğunu gösterir. PET çalışmaları da beynin metabolizma hızında ciddi azalma ortaya koyar. Bu anormal doku değişiklikleri öncelikle limbik sistemde başladığı için, Alzheimer’li hastaların da öncelikle bellekleri bozulur; bellek bozulmasının ciddi boyutları bulmasıyla birlikte, hastalık arkadaki ve öndeki asosyasyon kortekslerine de yayıldığı için hasta giderek tanıdık çevrelerde bile yolunu bulamaz, beceriksiz, doğru karar veremez hale gelir. Görüldüğü gibi normal yaşlanmada olabilen ufak tefek değişiklikler, kişinin günlük hayat aktivitesini hiçbir şekilde etkilemezken, demanslarda hastanın günlük hayatı bu değişikliklerden ağır derecede etkilenebilmektedir.

 

Kaynakça

Alıntı: Tanör, Ö. Ö. (2016). Davranışsal Nörofizyolojiye Giriş. İstanbul: Nobel Tıp Kitabevleri.