Sinirbilim ile ilgili her şey burada→

Zika Virüsü ve Mikrosefali

Zika virüs (ZIKV), Flaviviridae familyasından Flavivirus cinsine ait bir mikroorganizma olup zarflı ikozahedral kapsid yapısında, pozitif polariteli tek iplikçikli bir RNA virüsüdür.

İnsanlarda “zika ateşi” veya “zika hastalığı” adı verilen bir tabloya neden olmaktadır. Zika virüsünün Afrika ve Asya kökenli iki suşu bulunmaktadır. Brezilya ve Surinam’da virüsün 2 adet tam genom haritalandırılması yapılmıştır

Tarihçe

Zika virüsü, ilk kez 1947 yılında Uganda Zika ormanındaki Rhesus maymunlarında, 1948’de de aynı ormanda sivrisineklerde saptanmış olup, 1952’de Uganda ve Tanzanya’da insanlardan izole edilmiştir.

Bir araştırmacı, 1964’te Zika virüsün insanlarda hastalık yaptığını göstermeye yönelik bir çalışma yaparken enfekte olmuş ve geçirmekte olduğu hastalığı “hafif seyirli” olarak tanımlamıştır.

İlk salgın, 2007 yılında Pasifik’te Birleşik Mikronezya’ya ait Yap adasında görülmüştür ve bu ana kadar tüm dünyada bildirilen vaka sayısı sadece 14 idi.

Brezilya’nın kuzey doğu bölgesinde 2015 yılında, ciltte kızarıklıkla karakterize ve ılımlı seyreden yaklaşık 7000 vaka tespit edilmesine karşılık, hiç ölüm bildirilmemiştir.
Zika virüs doğrudan ve dolaylı yoldan bulaşma özelliğine sahiptir. Bulaş yolları ile bilgiler şu ana kadar sivrisinek aracılığıyla, anneden fetusa geçerek, cinsel yolla, kan transfüzyonu, vücut sıvıları ile temas ve direkt temas ile geçebileceğini göstermektedir.

Tanı Yöntemleri

Hastalarda epidemiyolojik anamnezdeki klinik belirtiler ve seyahat öyküsü birlikteliği çok önemlidir. Kesin tanı, serum veya plazmada virüs nükleik asidi ya da virüse spesifik IgM ve nötralizan antikorların bulunmasıyla konur. Semptomların başlangıcından itibaren bir hafta süresince serumda RTPCR ile teşhis edilebilir.

Virüs spesifik nötralizan antikorları tespit etmek ve bu antikorların tespiti ile virüsler arasındaki çapraz reaksiyonu ayırt edebilmek için Plak Redüksiyon Nötralizasyon Testi (PRNT) kullanılmaktadır. Zika virüs hastalığının Dengue ateşi, Chikungunya ateşi, kızamık, kızamıkçık, leptospirozis, sıtma, riketsiyoz, enterovirüs ve adenovirüs enfeksiyonu gibi durumlar ile ayırıcı tanısının yapılması gerekir.

Tedavi

Tedaviye yönelik spesifik bir ilaç bulunmamaktadır. Tedavideki temel prensip semptomatik tedavidir. Hastalara istirahat ve dehidratasyon nedenli kayıpları karşılamak için sıvı alımı önerilmektedir. Ağrı kesici ve ateş düşürücü olarak asetaminofen önerilmekte olup, aspirin ve non-steroid antiinflamatuvarın kullanılmaması gerektiği belirtilmiştir. Bununla birlikte viral replikasyonun durdurulması ve virüsün neden olduğu nöral hücre ölümünün önüne geçilmesi için inhibitör ajanların geliştirilmesi konusunda çalışmalar devam etmektedir.

Korunma yolları

Zika Virüs Hastalığından korunmaya yönelik bir aşı henüz üretilememiştir. Korunma, genel önlemler ve gebelere yönelik önlemler olarak 2 kısımda ele alınabilir: Genel önlemler: Zika Virüs Hastalığına yakalanmamak için sivrisinek sokmalarının önüne geçilmesi mühimdir. Gebelere yönelik önlemler: Gebelere ve gebe kalma düşüncesi olanlara, zika virüsünün bulaşma riskinin var olduğu bölgelere yapacakları seyahatleri ertelemeleri önerilir. Anne adaylarının hastalık açısından eğitilmesi mühimdir.

Zika virüs ve mikrosefali ilişkisi: Mikrosefali baş çevresinin yaş ve cinsiyete göre iki standart sapmadan daha küçük olduğu nöro-gelişimsel bir bozukluktur. Konjenital olabileceği gibi, yaşamın ilk birkaç yılında da gelişebilir. Konjenital mikrosefalinin ortaya çıkmasına kromozomal bozukluklar, metabolik nedenler, gebelikte geçirilen enfeksiyonlar , iyonize radyasyon gibi genetik ve çevresel etkenler neden olabilir. Yaşamın ilk birkaç yılı içerisinde görülen mikrosefalide ise daha çok enfeksiyonlar (menenjit ve ensefalit), beslenme yetersizliği gibi çevresel nedenler ön plandadır.

Mikrosefali tanısı gebelik esnasında ultrason ile konabileceği gibi doğum sonrasında da konabilir. Ömür boyu devam eden bir gelişimsel bozukluk olup mevcut bir tedavisi bulunmamaktadır. Mikrosefali bazı kesimlerce konjenital zika sendromu şeklinde de ifade edilen ve çeşitli klinik tabloları barındırabilen genel durumun klinik yansımalarından yalnızca biridir. Bu sendrom mikrosefaliye ek olarak kraniyofasiyal orantısızlık, spasisite, kasılma nöbetleri, irritabilite, beyin sapı anormallikleri, artrogripozis, oküler anomaliler, serebral kalsifikasyon (sağdaki görüntü) gibi anormal görüntüleme bulguları, kortikal bozukluklar ve ventrikülomegali tablolarını da barındırabilir. Zika virüs enfeksiyonundan şüphelenmek için mikrosefali varlığının mutlak bir kriter olarak ele alınmasını doğru bulmayan, konjenital zika sendromunun mikrosefali olmaksızın da ortaya çıkabileceğini ifade eden görüşler bulunmaktadır. Yakın zamanda, bir vaka raporunda gebeliğinin 3. trimesterinde semptomatik hale gelen ve testlerde zika pozitif olduğu anlaşılan anneden doğan, baş çevresi ve nörolojik muayenesi normal bir yenidoğanda 6. aydan itibaren nöropsikomotor gelişim geriliği, global hipertoni ve spastik hemipleji geliştiği tespit edilmiştir. Konuyla ilgili olarak CDC, bir medya brifinginde geç başlangıçlı mikrosefali olarak da adlandırılan benzer tablonun, gebeliğin 3. trimesterinde enfekte olmuş annelerden doğan bebeklerde de gözlendiğini bildirmiştir. Brezilya ve Fransız Polinezyası’nda görülen Zika salgınlarıyla birlikte santral sinir sistemi anomalilerinin görülme düzeyinde artış olduğu tespit edilmiştir.

Zika virüsün mikrosefaliye neden olduğuna dair görüşlerin desteklenmesinde özellikle Brezilya’da Nisan 2015’te yaşanan salgından elde edilen veriler öne çıkmaktadır.

Johansson ve arkadaşlarının Zika virüs ve mikrosefali riski üzerine yapmış olduğu çalışmada ilk trimesterde Zika virüs ve mikrosefali birlikteliği açısından güçlü bir ilişki bulunmuşken, 2. ve 3. trimester açısından aynı anlamlılık bulunamamıştır. Nitekim Cauchemez ve arkadaşları, Fransız Polinezyası’ndaki salgına ait seroloji ve sürveyans verilerini kullanarak retrospektif bir çalışma yapmış, 23 aylık bir dönemi kapsayan ve 8 mikrosefali vakasının tanımlandığı bu çalışmada Zika virüs enfeksiyonunun ilk trimesterde risk oluşturduğu sonucuna varılmıştır.

Bunlarla birlikte Zika virüs enfeksiyonunun tüm trimesterlerde mikrosefali riskini artırdığı ve bu riskin özellikle 14 ila 17. haftalarda zirve noktasına ulaştığını bildirenler de olmuştur.

Rasmussen ve arkadaşları Zika virüs ve doğumsal defektler arasındaki ilişkiyi nedensellik açısından irdeleyen çalışmalarında, etkenlerin teratojen olup olmadıklarını kanıtlamada kullanılan Shepard’ın Kriter Seti’ni kullanmışlardır.

Brezilya’daki salgından elde edilen verilere karşılık, Kolombiya’daki salgında Zika virüs ve mikrosefali ilişkisi gösterilememiştir. Zika ve mikrosefali ilişkisini destekleyen çalışmalara rağmen özellikle son dönemde Zika virüsün mikrosefali ile ilişkisini sorgulayan ve konuya şüpheyle yaklaşanlar da vardır. Brezilya’daki salgından sonra meydana gelen diğer salgınlarda elde edilen verilerde görülen farklılıklar ve devam eden bir takım çalışmalar bu şüpheleri desteklemektedir. Yapılan çalışmalardan birisinde çalışma 28 Mart tarihinden önce gebeliğinin bir döneminde Zika ile enfekte olduğu bilinen hastaların durumları 2 Mayıs 2016 tarihine kadar takip edilmiştir. Çalışma kapsamında takibi yapılan 1850 vaka ile birlikte aynı dönemde Zika enfeksiyonunun klinik semptomlarına sahip gebe sayısı toplamda yaklaşık 12,000’dir ve takip süresince hiçbir mikrosefali vakası görülmediği bildirilmiştir. Aynı dönemde klinik olarak herhangi bir semptom göstermeyip sonradan Zika enfeksiyonu birlikteliği gösterilen 4 zika ve mikrosefali vakası bildirilmiş ve bu vakalar çalışmaya dahil edilmemiştir.

Kolombiya’da enfeksiyondan etkilenen toplam gebe sayısının 60,000 civarında olduğu ve bunların 20,000’inin doğumla sonuçlanması beklendiğinde 4 zika ve mikrosefali vakasının beklenenden fazla olmadığı kabul edilmiştir. Bunun nedeni, genel olarak belirlenen mikrosefali oranının alt sınırı olan 10,000’de 2 oranı ile hesaplandığında 4 vaka beklenmesindendir. Bu tespitler ışığında, New England Complex Systems Institute (NECSI) Brezilya’daki mikrosefali vakalarının yeniden ele alınması gerektiğini belirtmektedir. Brezilya’daki tabloyla ilgili bir diğer ihtimal de bu vakaların görüldüğü bölgede sivrisinek larvalarıyla mücadele için kullanılan ve içme sularında da bulunabilen bir pestisid olan pyriproxyfenin mikrosefaliye neden olabileceğidir. Pyriproxyfen bir vitamin A analoğu olan retinoik asid ile çapraz reaksiyon verebilen ve mikrosefali etyolojisinde rol alan bir etken olarak bilinmektedir.

Zika virüs enfeksiyonlarının mikrosefali başta olmak üzere doğum defektleriyle olan ilişkisi, bilim insanlarının dikkatini çekmeyi başarmış, üzerinde halen yoğun çalışmaların devam ettiği önemli ve güncel bir konudur.

Kaynakça: Atay E, Metintaş S. Zika virüs hastalığı ve mikrosefali. Türk Dünyası Uygulama Ve Araştırma Merkezi Halk Sağlığı Dergisi. 2016; 1(1),46-57

Bilgehan Dede
Adnan Menderes Üniversitesinde diş hekimliği fakültesinde 3. Sınıftadır. Sinirbilimin ağırlıklı olarak patolojik ve psikolojik kısmına ilgi duymaktadır. Hayat felsefesi "üretim" üzerinedir. Hedefi ağız diş ve çene cerrahı olmaktır. Evrimsel biyoloji ve kuantum fiziği özel ilgi alanıdır.